Sosyal Medya

SİYASET

Müslüman Toplumun Sorunları ve Elindeki Fırsatlar

Ashar Awan

Günümüz itibarı ile yaklaşık 2 milyar nüfusa sahip olan Müslümanlar, dünya nüfusunun dörtte birini oluşturmaktadır. Müslümanların yaşadığı ülkelerde başta İslam inancı olmak üzere, tarihi değerler, gelenek ve görenekler ile birtakım kültürel normlar insanların bir arada tutmaya devam ediyor. Bütün bu değerler kendisini Müslüman olarak tanımlayan bireylerin kimliğini oluşturmaktadır.

Kimlik; insanoğlunun sorumluluk, aidiyet, empati ve öz saygı gibi değerlerinin temelini oluşturan çok güçlü bir etkendir. Müslüman kimliğin inşasında ve bu kimliğ benimseyen insanların bir bütün halinde hareket etme noktasında  en büyük zararı öteden beri asabiyet ve mezhepçilik gibi bölücü ve ötekileştirici bakış açıları vermiştir. Müslüman grupların kendi etnik ve mezhepsel kimliklerini, Müslümanlıklarının önüne geçirmeleri, küresel Müslüman toplumun oluşumunu engellemiş ve Müslümanlara ağır bedeller ödettitmiştir. Buradaki sorun bir etnik kökene sahip olmak değil etnik kökenci olamaktır. Ya da mezhepli olmak değil mezhepçi olmaktır.

Zira etnik ve mezhepsel kimlikler fazlasıyla önem arz ettiği sürece tek Müslüman kimliği zayıflar ve bu ikincil kimlikler öne çıkar. Müslümanlar genellikle kendilerini tehdit altında ve baskı altında hissettiklerinde etnik veya mezhepsel kimliklerini ön plana çıkarmaktadırlar.

Bu yüzden Müslüman toplumda içinde yaşayan farklı etnik ve mezhepsel köene sahip unsurlar arasında uyumun sağlanması için sosyal adalet ve fırsat eşitliğinin vazgeçilmez bir ilke olarak belirlenmesi gerekmektedir. Zira büyük bir grupta sosyal adalet ve eşit fırsatlar var olduğu sürece, grubun tüm üyeleri ortak kimliklerine bağlılık hissederler.

Küresel Müslüman topluma yönelik ikinci sorun ise ticaret sorunudur. Ne yazık ki Müslüman toplumlar arasında işbirliği sağlamayı amaçlayan ticaret anlaşmaları kurumsallaştırılamıyor. Halbuki ticaret, insanlık tarihinin en önemli kurumlarındandır. Özellikle günümüz dünyasında ticaret kurumunu görmezden gelerek oluşturulacak birliktelikler yolda kalmaya mahkumdur. Çünkü ticaret kurumu savaşa, reformlara, devrimlere, felsefeleri yeniden yorumlamaya yol açan çok önemli bir etkendir. Modern çağda ulus-devletler ticari çıkarlarına bağlı olarak birbirlerine karşı  dostlukluklar ya da düşmanlıklar oluşturmaktadırlar. Ticaretten elde edilen gelir; ülkelerin silah geliştirmesine, savaş başlatmasına, vatandaşlarına sosyal güvenlik sağlamasına, sağlık ve eğitime yatırım yapmasına imakan tanımaktadır. Ülkeler arası ticaret, modern dünya düzenini yönlendiren en  güçlü silahtır. Müslümanların bu güçlü silaha sahip olmadan kapitalist sömürgecilerle mücadele etme imkanları yoktur. Bu yüzden Müslüman toplumlar, kendi aralarında ticari açıdan işbirliği sağlamak zorundadır. Böyle bir birliktelik Müslüman toplumların kalıknmasında ve Müslümanların küresel bir güç olarak ortaya çıkmasında çok önemli bir gerekliliktir. Ekonomik olarak belli bir seviyeye ulaşan Müslüman toplumlar bilim, sanat, kültür, ekonomi ve hukuk gibi birçok konuda da gelişim gösterme imkanına sahip olacaktır.

Küresel Müslüman toplumun karşı karşıya olduğu üçüncü ve en önemli sorun ise küresel finansal sistemin katılığıdır. Her şeyden önce Müslüman ülkelerde ulusal düzeydeki bankacılık sistemi ve bunun IMF ve Dünya Bankası dahil küresel finans kurumlarıyla olan bağlantısı Müslüman topluluklardaki yoksulluğun temel nedenidir. Müslümanların İslami değerleri temel alarak inşa edecekleri faizsiz bankacılık, IMF ve Dünya Bankası'nın küresel finansal silahlarıyla mücadele etmek için uzun vadeli bir çözümdür. Zira faizsiz bankacılık sistemi, bu finansal kuruluşların faize dayalı mekanizma ve politikalarına karşı bir antikatalizör olarak düşünebilir.

Son olarak Müslüman toplumda dini ve laik güçler arasındaki birtakım değer savaşları yadsınamaz. Değerler zamanla oluşur ve kaybolur. Günümüzde ise değerlerin değişmesindeki temel etken medya ve eğitimdir. Medyayı ve eğitimi kontrol edenler değerler sistemini de kontrol etmektedir.

Müslüman toplum genel olarak birbiri ile mücadele eden, biri diğerinin söylemlerini çürüten iki tarz medya ve eğitim anlayışına sahiptir. Bunlardan birincisi dini ve kültürel değerlere bağlı hareket ederken diğeri laiklik ve ecnebilik zemininde ilerlemeye çalışmaktadır. Dolayısyıyla Müslümanlar, modern kurumlarda medya ve eğitim yoluyla seküler değerlere maruz kalırlarken, cuma vaazlarından ve dini kitaplardan dini değerleri öğrenmektedirler. Ancak birbiriyle mücadele halinde olan farklı iki kaynaktan gelen çelişkili değerler Müslümanların zihin dünyalarını parçalamaktan başka bir işe yaramamaktadır. Bu nedenle medya ve müfredattaki boşluğu doldurmak için Müslüman dünyasındaki alim ve mütefekkirler tüm duyarlılıkları göz önünde bulundurarak Müslümanların sorunlarına çözüm üretecek stratejiler geliştirmek zorundadır. 

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.