Gayrimüslimlerin Kutsal Topraklara Girişi: İslam Hukuku Ne Diyor?

Gayrimüslimlerin Kutsal Topraklara Girişi: İslam Hukuku Ne Diyor?

Son yıllarda, gayrimüslim sosyal medya influencerlarının Mescid-i Nebevî avlusunu ziyaret ettiklerini gösteren videolar ve fotoğraflar internette dolaşmaya başladı. Suudi yönetiminin, Mekke’de olduğu gibi bu tür ziyaretleri uzun süredir sınırladığı düşünüldüğünde, bu görüntüler sosyal medyada tartışma konusu oldu. Özellikle Suudi Arabistan’ın son dönemde birçok alanda hassasiyetlerini çiğnemiş olmasıyla birlikte, Mekke’nin ileride turizm amaçlı ziyaretlere açılıp açılmayacağı sorusu yeniden gündeme geldi. Ancak kamuoyundaki tartışmaların ötesinde asıl mesele şudur: İslam hukuku bu konuda ne söylüyor?

Fıkhî tartışmanın merkezinde, şu ayet yer alıyor: “Ey iman edenler! Müşrikler ancak necistir. Bu yıldan sonra artık Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar.” (Tevbe, 9/28)

Buna ek olarak, Hz. Peygamber’den Yahudi ve Hristiyanların Arap Yarımadası’ndan çıkarılmasına ilişkin sahih rivayetler nakledilmiştir. Fakihler bu rivayetleri tarih boyunca özellikle Mekke, Medine ve Yemâme bağlamında değerlendirmiştir.

Öncelikle Tevbe Suresi’nde geçen ayette iki temel kavram bulunuyor: İlki “müşrikûn” ifadesidir. Fakihlerin çoğunluğu bu kelimeyi, Ehl-i Kitap da dâhil olmak üzere genel anlamda gayrimüslimleri kapsayacak şekilde yorumlamıştır. İkinci kavram ise “el-Mescidü’l-Haram”dır. Mezhepler arasındaki esas ihtilaf da bu ifadenin kapsamı üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Bu meselede en kapsamlı yaklaşımı benimseyen Malikî fakihlere göre yasak başta Mescid-i Haram olmak üzere genel olarak bütün camileri kapsıyor. Çünkü hükmün dayandığı illet belirli bir mekâna özgü değil, bütün mescitlerin kutsiyetine ilişkindir. Bu nedenle gayrimüslimlerin, zaruret bulunmadıkça camilere girmesi uygun görülmez.

Şafiî ve Hanbelî mezhepleri ayeti daha lafzî bir şekilde yorumlamışlardır. Onlara göre yasak doğrudan Mescid-i Haram’a yöneliktir. Bunun dışındaki camilere ise Müslümanların izniyle gayrimüslimlerin girmesi mümkündür.

Hanefî mezhebi ise nispeten daha müsamahalı bir yaklaşım sergilemiştir. Hanefî fakihler, ayetin müşriklerin hac ibadetini engelleme bağlamında nazil olduğuna dikkat çekmiş ve yasağın özellikle hac mevsimiyle bağlantılı olduğunu savunmuşlardır. Bu nedenle Hanefî yorumlarında yasağın mutlak olmadığı anlaşılmaktadır.

Bu tartışmada şöyle önemli bir nokta da vardır ki, Hz. Peygamber’in bazı gayrimüslim heyetlerin mescide girmesine izin verdiğine dair rivayetler bulunmaktadır. Ancak bu olaylar yukarıdaki görüşlerle zorunlu olarak çelişmez. Çünkü Tevbe Suresi, Hz. Peygamber’e inen son vahiyler arasındadır. Dolayısıyla gayrimüslimlerin mescide girişine dair erken dönem uygulamalar, bu ayetin nüzulünden önce gerçekleşmiştir. Nitekim ayette geçen “bu yıldan sonra” ifadesi de açık bir kural değişikliğine işaret etmektedir.

Bu dönüşüm, hicretin dokuzuncu yılında, hac sırasında ilan edilmiştir. Hz. Ebû Bekir’in emirliğinde yapılan bu hacda, Hz. Ali insanlara müşriklerin artık hac yapamayacağını duyurmuştur. Bu sebeple daha önceki uygulamaların nihai hükmü temsil edip etmediği tartışmalıdır.

el-Mescidü’l-Haram veya Mekke’nin Haremi

İhtilafın temel sebeplerinden biri de “el-Mescidü’l-Haram” ifadesinin neyi kapsadığıdır. Fakihler burada, ifadenin sadece Kâbe’nin bulunduğu mescit alanını mı, daha geniş kutsal bölge olan Harem’i mi, yoksa Mekke şehrinin tamamını mı ifade ettiği konusunda farklı görüşler ileri sürmüştür.

Bu ayrım önemlidir. Çünkü Mekke’nin Harem bölgesi bir ibadet alanı olmanın yanı sıra ayrı hukukî hükümlere sahip mukaddes bir sahadır. Bu bölgede avlanmak yasaktır, bitki örtüsü tahrip edilemez ve bölgeye dair birçok özel hüküm bulunmaktadır.

Malikî ve Şafiî fakihlerin önemli bir kısmı yasağı tüm Harem bölgesine teşmil etmiştir. Günümüz Suudi dinî otoriteleri de genel olarak Mekke’nin tamamındaki Harem bölgesinin gayrimüslimlere kapalı olduğu görüşündedir. Mescid-i Nebevî ise kutsal statüye sahip görülse de, Medine şehri bütünüyle aynı hukukî statüye tâbi kabul edilmez.

Günümüzdeki Tartışmalar

Müslüman olmayanların kutsal mekânlara girişinin sınırlandırılması sadece İslam dünyasına özgü değildir. Dünyanın farklı dinlerinde de benzer uygulamalar görülmektedir. Örneğin Yunanistan’da, Athos Dağı kadın ziyaretçilere tamamen kapalıdır. Japonya’da Ise Büyük Tapınağı belirli ritüel şartlarını taşımayan kişilerin girişini sınırlandırır. Hinidstan’da Jagannath Tapınağı ise Hindu olmayanlara kapalıdır. Dolayısıyla dinî toplulukların en kutsal mekânlara erişimi sınırlandırması, dinî egemenliğin ve kutsal alan bilincinden başka bir şey değildir.

Kaldı ki, en müsamahalı görüş esas alınsa ve gayrimüslimlerin belirli şartlarla Harem bölgesine girebileceği kabul edilse bile, Mekke’nin turizme açılmasının doğurabileceği sonuçlar ayrıca değerlendirilmelidir. Çünkü mesele kutsal mekânın karakterinin korunmasıyla da ilgilidir.

Zamanla kutsal alanın sıradanlaşması, uygun davranış ve kıyafet kurallarının denetlenmesindeki zorluklar ve ibadet merkezli atmosferin yerini ticarî-turistik bir kültüre bırakması, bu tartışmanın merkezindeki kaygılar arasında yer almaktadır. Ziyaretçilerin niyetleri iyi olsa bile, turistlerin bu mekânlarla kurduğu ilişki ile hacıların taşıdığı kutsallık ve ibadet bilinci aynı değildir.

Suudi yetkililer şu ana kadar gayrimüslimlerin Harem bölgesine giriş yasağının kaldırıldığına dair resmî bir açıklama yapmamıştır. Ancak özellikle Medine’de çekim yapan gayrimüslim influencerların görüntüleri, birçok Müslümanda bu yönde bir dönüşüm yaşandığına dair kaygıları artırmıştır.

Her ne kadar Medine’deki hukukî durum Mekke’ye kıyasla daha esnek biçimde tartışılsa da, temel endişe ortaktır. Bu mekânlar, zamanla kutsallık hissini aşındırabilecek rahat ve sıradanlaştırıcı yaklaşımlardan korunmalıdır.


*Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve İdrakpost editöryal politikasını yansıtmayabilir.