editorbet giriş Deneme Bonusu veren siteler editorbet giriş

İslam Karşısında Budizm’in Parlatılan Yüzü

İslam Karşısında Budizm’in Parlatılan Yüzü

Güncel siyasette dinler arası diyalog sık sık gündeme gelmekte, bu girişimlerin hem siyasî amaçlarla hem de misyonerlik faaliyetleri için kullanıldığı görülmektedir. Semavî dinler arasında ortak noktalar bulunsa da İslâm açısından Yahudilik ve Hristiyanlık açık biçimde “ehlikitap” sayılırken diğer dinlerin bu kategoriye girip girmeyeceği tartışmalıdır. Bu bağlamda, MÖ 6. yüzyılda Siddhartha Gautama tarafından kurulan Budizm, İslâm’a benzer yönlere sahip olduğu iddiasıyla zaman zaman öne çıkmaktadır.

Son yıllarda Budist çevrelerin, özellikle Orta Doğu’da, faaliyetlerini ciddi biçimde artırdığı görülüyor. Bu hareketlilik, masum bir “insanlık hizmeti” görüntüsünün çok ötesinde; ahlâk söylemleri üzerinden küresel çapta etki alanı kurma girişimi olarak dikkat çekiyor. Tayvan merkezli bazı vakıflar, birçok ülkede eğitim ve insani yardım adı altında çalışırken, İslam ülkelerinde ise ayrı bir strateji izliyor: Müslümanlarla bağ kurmak ve Budizm’i din değil, sözde “İslam’a aykırı olmayan bir felsefe” gibi sunmak anlayışı ön plana çıkıyor.

Bu çevreler; Arapça, Türkçe gibi dillerde yayımladıkları kitap ve broşürlerde Budizm’i, Müslümanlara fark ettirmeden kabul ettirme amacını gütmektedir. Nitekim Tzu Chi Vakfı’nın Suriyeliler için hazırladığı broşürde de bunun açık bir örneği var. Resimde yer alan “What is faith?” (İnanç nedir?) sorusunun altında verilen İngilizce açıklama, Budist “saddha” kavramını felsefî bir zeminde tanımlıyor: kalbi bir şeye adamak, öğretmenden ilham almak, bilinç uyanışı yaşamak vb.

Ancak hemen yanında “tercüme” diye sunulan Arapça metin, tercüme olmaktan ziyade tamamen İslamî bir dille yeniden yazılmış ve gerçek anlamı gizleyen bir metin. Budist kavramının karşılığı olması gereken ifade yerine “الإيمان هو ما وقر في الصدر وصدقه العمل” (İman, kalpte yer eden ve amelle tasdik edilen şeydir) gibi tamamen İslamî bir tanım yerleştirilmiş. Ayrıca İngilizce metinde olmayan “خدمة الإنسان” (insana hizmet), “مساعدة المحتاجين” (muhtaca yardım) ve “الإحسان” (iyilik, ihsan) gibi ifadeler eklenerek metin, sanki Budizm değil de İslam ahlâkı anlatılıyormuş gibi gösteriliyor.

Bu yöntem, Budist öğretileri doktriner olarak anlatmak yerine, onları evrensel insaniyetçilik söylemiyle kamufle etmeye dayanıyor. Yani mesele insani yardım değil; Müslüman toplumlarda kavramları dönüştürerek zihinlerde bir “felsefe” kapısı aralama çabasıdır.

Budizm İslam’a Benzer mi?

Zaman zaman “Budizm İslam’a ne kadar benziyor?”, “Budistler Allah’a inanıyor mu?”, “Buda bir peygamber olabilir mi?”, “Budistler ahirete inanır mı?” gibi sorular gündeme geliyor. Ancak bu soruların sağlıklı cevaplanabilmesi için Budizm’in inanç yapısını doğru anlamak gerekir.

Allah’a İnanç

Budizm’in tanrı anlayışı zannedildiğinden çok daha karmaşıktır. Hristiyanlıktaki teslisi “tek tanrıcılık”la uzlaştırma çabası ne kadar giriftse, Budist tanrı tasavvuru da o derece karmaşıktır. Budist literatürde tanrısallıkla ilgili Adibuddha ve Şunyata olmak üzere iki temel kavramın öne çıktığını görüyoruz:

Budizme göre “ilk Buda” veya “Buda’lığa ulaşan ilk varlık” anlamına gelen Adibuddha, hem tarihsel hem de metafizik bir başlangıç varlığı olarak görülüyor. Bu anlayış; ulûhiyeti şahsîleştirmeye yönelik bir eğilim taşıdığı için İslam’ın tevhid akidesine aykırıdır ve açıkça şirk niteliği taşıyor. Kaldı ki bazı Budist misyonerler, Adibuddha’yı “saf ışık”, “başlangıcı olmayan berrak hakikat” gibi mistik ifadelerle açıklamaya çalışırlar. Ancak bu açıklamalar, İslam’ın anladığı anlamda ezelî-ebedî, mutlak ve yaratıcı olan Allah kavramıyla hiçbir şekilde örtüşmez.

Budist düşüncede ikinci önemli kavram, her şeyi kuşatan fakat hiçbir şeyden bağımsız olmayan “Boşluk” (śūnyatā) ilkesidir. Bazı yorumcular bu kavramı “mutlak hiçlik” olarak ifade ediyor. Kaldı ki son yıllarda özellikle popüler çevrelerde bu “boşluk” fikrinin tasavvuf terimleriyle ilişkilendirilerek İslam’a benzetilmesi dikkat çekmektedir.

Örneğin Tibet Budizm’i araştırma çevrelerinden bir yorum, “Lâ ilâhe illallah” ifadesini hecelerine ayırarak Allah’ı “Büyük Hiçlik” olarak yorumlamaya çalışmaktadır. “La”yı “hiç”, “ah”ı “hiçliğin nefesi” şeklinde tasavvur edip zikir sürecini soyut katmanların sıyrılması olarak açıklamaktadır. Bu tarz yorumlar, tıpkı Hindu-Budist öğretilerdeki mistik nefes anlayışını İslam’ın tevhit kelimesine yamama girişimidir.

Buda Peygamber midir?

İslâm düşüncesi bağlamında Budizm hakkında en çok tartışılan meselelerden biri, Buda’nın bir peygamber olup olmadığıdır. Yani vahiy alıp almadığı meselesi… Bu konu, teorik bir tartışmadan ziyade Budistlerin “ehl-i kitap” sayılıp sayılamayacağı gibi pek çok hukuki hükmü de yakından ilgilendirir.

İbnü’n-Nedîm’in el-Fihrist’te aktardığı rivayetlere göre Hindular arasında Buda’nın mahiyeti konusunda dört farklı kanaat ortaya çıkmıştır: Buna göre bazıları Buda’nın Allah’ın sûreti olduğunu, bazıları bir melek olduğunu, bazıları bir ifrit (şeytan) olduğunu, bazıları ise onun bir peygamber olduğunu ileri sürmüştür (bk. el-Fihrist, 3/98).  Şehristânî ise Buda’yı efsanevî bir şahsiyet olan Hızır ile özdeşleştirmiştir (bk. el-Milel ve’n-Nihal, 2/428).

Bazı modern yazarlar ise Kur’ân-ı Kerîm’de adı geçen peygamberlerden Zülkifl’in aslında Buda olabileceğini iddia etmişlerdir. Bu görüşe göre “Kifl”, Buda’nın doğum yeri olan Kapilavastu’nun Arapçalaşmış bir şeklidir; “Zülkifl” ise “Kapilavastulu” anlamına gelmektedir. Ayrıca “kifl” kelimesi Arapçada “gıda, besin” mânasına gelmektedir. Buda’nın babasının adı olan Suddhodana’nın “temiz besin, besleyici” anlamına gelmesi de bu görüşü desteklemek üzere zikredilmiştir. Diğer taraftan, Kur’ân-ı Kerîm’de Tîn sûresinde geçen “incir”in, Buda’nın “bodhi” ağacı altında Nirvana’ya ulaştığı sırada altında oturduğu yabani incir ağacına işaret ettiği de ileri sürülmüştür (Hamîdullah, İslâm Peygamberi, I, 649; TDV İslâm Ansiklopedisi, “Budizm” md.).

Kur’ân-ı Kerîm’de, “Biz her bir toplum için mutlaka bir peygamber gönderdik” (Nahl, 36) ve “And olsun, senden önce de peygamberler gönderdik; onlardan bazılarını sana anlattık, bazılarını ise anlatmadık” (Mü’min, 78) buyrulmaktadır. Bu ayetler, Buda’nın bir peygamber olabileceğini ileri süren görüşlere dolaylı bir zemin oluşturmakla birlikte, onun kesin olarak peygamber kabul edilmesine imkân tanıyan açık ve bağlayıcı bir delil sunmamaktadır. Dolayısıyla Buda’nın peygamberliği hakkında kesin bir hükme varmak mümkün değildir. Nitekim bu tür meselelerde belirleyici olan, açık bir ayet veya sahih hadis bulunmasıdır. Aksi takdirde tevakkuf etmek en isabetli yaklaşım olur.

Bu durumda, ehlikitap mensupları hakkında geçerli olan özel hükümler -örneğin onlarla evlilik yapmanın câiz oluşu veya kestikleri hayvanların etinin helâl sayılması-Budistlere veya diğer din mensuplarına uygulanamaz. Bununla birlikte, İslâm ülkelerinde yaşayan gayrimüslim tebaanın zimmî statüsüne ilişkin hükümler ise onlar hakkında geçerliliğini korur.

Ahiret ve Hesap

İslâm’da dinî, ahlâkî ve hukukî düzenin tamamını ifade eden şeriat kavramının Budizm’de herhangi bir karşılığı yoktur. Budizm’in kendi içinde insana “hakikate yaklaşma” iddiasıyla sunduğu bazı yöntem ve ilkeler bulunsa da bunların İslâm şeriatıyla eş tutulması mümkün değildir.

Budist öğretiye göre hayat baştan sona acıdan (dukkha) ibarettir. Bu acının kaynağı ise arzu (tanhā) ve bağımlılıktır: Bitmeyen istekler, kaybetme korkusu, geçmişe saplanmak, cehalet… Hepsi acıyı besleyen unsurlardır. Onlara göre acı gerçektir ama aynı zamanda sona erdirilebilir. Bunun için insanın Nirvana denilen aydınlanma ve özgürlük hâline ulaşması gerekiyor. Saf bir bilinç hali olarak tarif edilen Nirvana’ya ancak “Sekiz Aşamalı Yüce Yol” olarak bilinen bir dizi uygulamayla ulaşılıyor. Bunlar: doğru görüş, doğru niyet, doğru söz, doğru davranış, doğru geçim, doğru çaba, doğru farkındalık ve doğru konsantrasyon.

Bu yolun hedefi bilinç arınmasıdır. Arınma gerçekleşmediği sürece acı döngüsü, yani samsara (reenkarnasyon) devam edecek. İşte tam burada Budist inancın İslâm’la bağdaşmaz yönü belirginleşir: Budizm’de insan defalarca doğup ölebilirken İslâm’da sorumluluk bireydedir ve ahiret hayatı bir kez yaşanacak hesap gününe dayanıyor.

Sonuç

Sonuç olarak, bugün bazı çevreler Budizm’i siyasî, ekonomik yahut kültürel hesaplar uğruna “hümanist bir felsefe” gibi pazarlamaya çalışsa da Budizm’in inanç sistemi olarak İslâm’la asla bağdaşmadığı açıktır. Tevhid anlayışına aykırı oluşu ve hesap inancını tamamen farklı bir zemine oturtması, onu İslâmî çizgiden tamamen uzaklaştırmaktadır.

Kaldı ki, Myanmar, Nepal, Tayland gibi Budist çoğunluklu ülkelerde Müslümanlara yönelik baskılar, zulümler ve sistematik ayrımcılıklar ortadayken Budistlerin iddia ettiği “hümanizmin” ne kadar doğru olduğu tartışmaya bile değmez bir bakış açısıdır.

Dolayısıyla, Budizm’i evrensel bir barış ve ahlâk öğretisi gibi sunma çabaları hem teolojik açıdan hem de pratik açıdan gerçeği yansıtmamaktadır. İslâm ile Budizm’in aynı çizgide gösterilmesi mümkün değildir. Bu tür yaklaşımlar, zihin karışıklığından başka bir şey üretemez.


*Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve İdrakpost editöryal politikasını yansıtmayabilir.