Lady Evelyn Cobbold: Hacca Giden İlk İngiliz Kadın

Lady Evelyn Cobbold: Hacca Giden İlk İngiliz Kadın

21. ilk yıllarında Britanya İmparatorluğu, Müslüman toprakları da dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki geniş toprakları yönetirken gücünün zirvesindeydi. O dönemde pek çok İngiliz, Müslümanları sadece sömürge halkı olarak görür, dinlerine ise yukarıdan bakardı. Ancak az sayıda kişi İslam’a entelektüel bir merakla ve alçakgönüllülükle yaklaştı. İslam’ı, öbür dünya halkını anlamak için değil; kolayca göz ardı edemeyecekleri bir hakikati buldukları için incelediler. Hikâyesi görece az bilinen bu azınlık arasında Lady Evelyn Zainab Murray da yer alıyordu.

Erken Hayatı

1867 yılında köklü bir İskoç ailesinde dünyaya gelen Lady Evelyn Murray, servet ve statünün sağladığı ayrıcalıklar içinde büyüdü. Ailesinin varlığı, her kış o dönemde Fransız sömürgesi olan Cezayir’de vakit geçirmelerine imkân tanıyordu. Böylece genç Evelyn, Kuzey Afrika’nın renkleri ve sesleri arasında İslam’la ilk kez orada karşılaştı.

Cezayirli çocuklarla dostluk kurdu; onlar da onu camilerine ve dinî yaşamlarına gösterdiler. Ezan sesi üzerinde bir iz bırakmış olmalıydı ki, ezan hakkında şunları yazdı: “Bu sesi duyup da etkilenmeden kalabilenleri anlayamıyorum.”

Gençliğinde İslam’ı resmen kabul etmemiş olsa da sonraki yıllarda küçük yaşlardan itibaren “yürekten” Müslüman olduğunu dile getirdi. Elbette bir Müslüman bunda fıtratın bir yansımasını görecektir.

İslam’ı Kabul edişi

Lady Evleyn’in ihtida ettiği kesin tarih belirsiz olması, inancını yıllarca sessizce taşıdığına dair bir kanıt olarak değerlendirilebilir. Onun biyografisini ele alan William Facey’e göre, 1889 yılında Kahire’de kaleme aldığı “Her Şeyin Özü” (The Essence of All) başlıklı şiir, Tek İlah’a yönelik manevî bir arayışı göstermiyor olmalıdır. Facey ayrıca 1914-1915 yıllarına ait mektuplarda kendisine “Müslüman bacımız, Lady Zainab” diye hitap edildiğini belirtmektedir. Bu da onun, kamuoyu önünde gsötermeden önce Müslüman kimliğini benimsediğini göstermektedir. Kaldı ki, İslam’a olan bağlılığı zamanla evliliğinde gerilime yol açmış ve 1922’de eşinden ayrılmasıyla sonuçlanmıştır.

Zainab Hanımefendi, inancını ilk kez açıkça dile getirdiği anı daha sonra şöyle aktardı: Papa ile yaptığı görüşmede Papa, onun Katolik olup olmadığını sormuş; o da aniden “Ben Müslümanım” diye cevap verdi.  Bu spontane yanıt, onun için bir dönüm noktası oldu: O günden sonra dini usulünce öğrenmeye karar verip onu yaşamaya başladı.

Mekke Yolculuğu

1933 yılında Zainab Hanımefendi hacı gerçekleştirmeye karar verdi. Yeni kurulan Suudi devletinin yönetimine Londra Büyükelçiliği aracılığıyla başvuruda bulundu. Bu zamanlarda Avrupalı Müslümanlara hac izni vermek konusunda o dönemde oldukça ihtiyatlı davranan yeni devlet, gerekli izinlerini sağladı. Bir yandan, bunun muhtemelen asıl kökeninin krallık açısından diplomatik bir değer taşıması nedeniyle olmuş olabileceği düşünülebilir.

Ticari havacılığın hac yolculuğunu kökten değiştirmediği o dönemde Mısır’dan Cidde’ye deniz yoluyla, ardından karadan arabayla devam etti. Yolculuk boyunca karşılaştığı yerli halk, kendi ifadesiyle, onu Türk sanıyordu. Zira bir İngiliz Müslüman kadının bu topraklarda bulunması, çoğu insanın aklına gelmezdi.

Hacda tanık olduğu İslam dünyasının olağanüstü çeşitliliği karşısında büyülenmiş olmalıydı. Çinli Müslümanlarla tanıştı, Cava’lı kadınların renkli giysilerini hayranlıkla izledi ve çölü yürüyerek ailesiyle birlikte Kutsal Şehirlere gelen Nijeryalı bir soyluyla karşılaştı. Gördüklerini değerlendirirken hacın, maneviyatının yanı sıra “bir Milletler Cemiyeti, bir Uluslararası Sanat ve Bilim Akademisi ile bir Uluslararası Ticaret Odası” olduğunu yazdı.

Hac yolculuğunu anlattığı Pilgrimage to Mecca adlı seyahatnamesinde her bir hac menasikini titizlikle ele alarak okuyucuları adım adım rehberlik etti. Hacı tamamlayan ilk İngiliz doğumlu Müslüman kadın olduğunun da bilincindeydi. Nitekim limana döndüğü gün İngiliz gazetelerinin neredeyse tamamı bu haberi manşete taşıdı.

Seyahatnamesi ve Görüşleri

Hacının meyvelerinden biri olan Pilgrimage to Mecca, hem kişisel bir anlatı hem de sessiz bir polemik eseridir. Zainab Hanım, yabancı bir inanç sistemi inceleyen bir gözlemci olarak değil, kendi dinini aktaran bir mümin olarak kaleme almıştır.

William Facey’e göre seyahat yazıları, çağdaşlarından bazılarının elde ettiği okuyucu kitlesine ulaşamamıştır. Bunun bir nedeni, pek çok Batılı seyahat anlatısının Müslüman toplumları sömürgeci bir bakış açısıyla resmettiği bir dönemde İslam’ı sempatik bir gözle sunma cesareti göstermesiydi.

Eserde geniş bir ilim yelpazesi göze çarpmaktadır. İslam ve Hristiyanlığın tarihine atıfta bulunmakta, kutsal metinleri karşılaştırmakta ve Batılı yazarların Müslüman medeniyetine yönelik seçici eleştirilerini sorgulamaktadır. Çifte standartları açıkça ifşa etmekte; İslam eleştirmenlerinin görmezden geldiği Hristiyan tarihindeki vahşet sahnelerine dikkat çekmektedir. Sözgelimi, Arabia Deserta’nın yazarı Charles Doughty’yi, Hristiyan önyargılarına fazla bağlı kaldığı için gerçeği göremediği gerekçesiyle eleştirmektedir. İslam’ı savunurken İncil’e dahi başvurmuş; Matta 21:42’deki “Yapıcıların reddettiği taş, Köşenin baş taşı oldu” misalini, İslam’ın dünya tarihindeki yerine uygun düşen bir benzetme olarak aktarmıştır.

“Ancak İslam, hoşgörüyü inancının ayrılmaz bir parçası olarak vaaz etmiştir” tespitinde bulunan Zainab Hanım, eleştirilerden de kaçınmadı. İslam tarihindeki saray hayatının aşırılıklarını tenkit etti. Bununla birlikte duruşu nettir: İslam, “en pratik, dünyanın sorunlarını çözmeye ve insanlığa huzur ile mutluluk getirmeye en elverişli” dindir. Bir yerde şu tespit de yer alır: “İnanıp da salih amel işlememek, İslam’da düşünülemez.”

O zamanda Manchester Guardian ismini taşıyan The Guardian gaztesi, 1934 yılının Temmuz ayında kitabı değerlendirirken, İslam lehine hafif bir önyargı taşıyabileceğini söylemekle, okuyucuların büyük çoğunluğunun cehaletten kaynaklanan olumsuz anlatılara alışmış olduğunu teslim etti.

Ümmetin Çalkantılı Dönemi

Zainab Hanım’ın hacı, İslam dünyasının büyük bir çalkantı yaşadığı bir döneme denk geldi. Osmanlı Hilafeti, on yılı henüz geçkin bir süre önce yıkılmıştı. Lady Zainab’ın kendi ülkesinin de desteklediği isyanı başlatan Mekke Şerifi Hüseyin bin Ali, krallığını İbn Suud’a kaptırmıştı. Bunun somut bir siyasi yansımasına bizzat tanık oldu: demiryolu. İsyancıların tahrip ettiği hattın yokluğunun binlerce hacı için yolculuğu ne denli zorlaştırdığına dikkat çekti.

Hicaz artık Suudi yönetimindeydi ve İbn Abdülvehhab hareketinin ilkelerine göre idare edilmekteydi. Diğer Araplarla bu yeni düzenin şekillendirdiği insanlar arasındaki dinî kültür farklarını gözlemledi. Hükümetin İslamî ilkelere bağlılığının bazı yönlerini takdirle karşılamakla birlikte, Müslüman toplumu içindeki uyumu korumanın meşru görüş farklılıklarına saygı göstermeyi gerektirdiğine inanıyordu.

Yurda Dönüş

Zainab Hanım, İngiltere’ye döndüğünde haberi çoktan yayılmıştı. Kasım 1933’te Londra’da bir slayt konferansı vererek kutsal mekânların güzelliğini ve haccın anlamını dinleyicileriyle paylaştı.

Lady Zainab Evelyn, 1963 yılında hayata gözlerini yumdu. İskoçya’da cenaze namazını kıldıracak bir Müslüman bulunamadı. Britanya’nın en eski camilerinden biri olan Woking’deki Şah Cihan Camii’ne başvuruldu. İmam, cenazesini ifa etmek üzere yola çıktı. Vasiyeti doğrultusunda İskoç Dağlık bölgesindeki çiftliğine defnedildi. Vasiyetinde mezar taşına “Allah göklerin ve yerin nurudur.” ayetinin kazınmasını istedi.

Allah ona rahmet etsin!


*Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve İdrakpost editöryal politikasını yansıtmayabilir.