Bölgesel çalkantıların ve yeni jeopolitik düzenlemelerin yükseldiği bir dönemde, Mısır tıpkı İngiliz işgalinden sonraki dönem kadar kritik, hatta daha tehlikeli bir eşiğe ulaşmıştır. Ekonomik krizden öte, kimliği, dini ve toplumun özüyle oynanarak büyük bir dönüşüm yaşanmaktadır. Tüm İslam toplumlarının yönetildiği ülkelerde olduğu gibi Mısır da Endülüs’te uygulanan dejenerasyon çalışmaları hızlı bir şekilde yapılmaktadır. Çünkü İslam toplumları hamisi olan Halifelik sisteminin yok olması ile koruyucusuz kalmış, ortak akıldan yoksun kalmış, Şeytani her türlü akıma açık, her türlü güya özgürlükçü akımların saldırılarına açık hale gelmiştir. Çünkü şeytanın ve uşaklarının kurduğu BM (Siyonist) yapı ya bütün ülkeler bağlı hale gelmiştir. Kafir diye bildiğimiz Trump bile bu şeytani düzenin uyguladığı birçok yapıdan İklim anlaşması, LBGT, DSÖ, Aile planlaması … çıkarken. Halkı Müslüman olan ve toplumun önünde Müslümanların bireysel ibadetlerini yapan liderler bu yapılardan alacakları üç kuruş için onlarla hareket etmekteler. Bugün Mısırda da aynı şekilde küllenmiş şeytani fikir ve ideolojiler devlet tarafından desteklenmekte, Allah’ın kitabı ve Resulünün yolunda giden fikir ve düşünceler hakarete uğramakta, Yöneticilerin koltuklarını koruma derdinden dolayı ötekileştirilip cezalandırılmaktadır. Son dönemlerde Mısırda ortaya çıkan ve desteklenen yanlış düşünce ve fikirlere bir bakalım. Nasıl ve ne şekilde desteklenmekte, büyütülmekte.
1. Suudi ve BAE Destekli Darbe
• 2013 darbesini önce Kral Abdullah, sonra Kral Salman, son olarak da Veliaht Prens Muhammed bin Salman destekledi ; tamamen iş birliği içinde Muhammed bin Zayed ile.
• Bu kişiler darbe sürecini finanse etti, uluslararası destek sağladı.
• Fakat Sisi siyasi maliyetin arttığı bir noktada “git” emrini duydu; reddetti.
• Sonrasında ordu içinde iki cepheli bir mücadele başladı:
o Bir yanda Sisi’yi destekleyen kanat,
o Diğer yanda Körfez’in çekilme stratejilerine uyan askerî kadro.
• Aynı dönemde hem Sisi'yi kollayan hem de onu devirmek isteyen ögeler tarafından “ülkenin kasıtlı olarak yakılıp yıkılması” süreci yaşandı - halkın ödediği bedel ağır oldu.
2. Sisi İsrail ve ABD’ye Sığındı
Körfez’in desteği azaldıkça Sisi, varlığını İsrail’i koruma garantörü olarak kullanmaya başladı:
• Sina tamamen İsrail’in güvenlik ve istihbarat faaliyetlerine açıldı.
• Birçok gizli istihbarat iş birliği hayata geçirildi.
• Mısır’ın stratejik bağımlılığı netleşti; bir “arka bahçe” konumuna indirildi.
3. Tecavüz, Korku Yönetimi Aracı
Mısırda 2013 darbesinden sonra, Tecavüz artık münferit bir olay değildir; ideolojik bir baskı aracı haline gelmiştir:
• İçişleri Bakanlığı verilerine göre yılda ~20.000 resmi vaka.
• Sivil toplum tahmini: gerçek rakam 200.000'in üzerinde.
• 2013 Tahrir olaylarında 46–169 arası grup tecavüzü vakası.
• Hak örgütleri 2013 yılından sonra Mısırda her yıl 18 yaşında kız çocuklarının tecavüz edildiğini, işkenceye maruz kaldıklarını ve insan kaçakçılığı yaşandığını rapor ediyor.
• Sina’dan Kahire’ye, muhalifleri sindirmek için onların yakın çevresindeki kadınlara yönelik korkutucu vakalar belgelenmiş durumda.
Bu olaylardan sadece birisi olan; Ahmed al-Meltezem vakası semboliktir: Güvenlik güçlerinin önünde eşine tecavüz edilen genç, intihar etmek için balkondan atladı.
4. Zorunlu Tahliye ve Yıkım
• Binlerce insan zorla evlerinden çıkarıldı: El-Veraq, Cezire el-Zahab, el-Arish, Rafah, İsmailiye, Süveyş gibi şehirlerde.
• Uyarısız yıkımlar, yakmalar “kentsel dönüşüm” gerekçesine dayandırıldı.
• Bölgeler, İsrail ve BAE'ye ait projeler için boşaltıldı, özellikle İsrail stratejik kanallara Gazze katliamı ile yaklaşırken, Suudi-Emirati sermayesi Körfez bağlantıları için Sinai’yi önemsiyor oradaki karışıklıklardan faydalanmaya çalışıyor.
Halkın ekonomik bakımdan zor durumda olması aynı zamanda uygulanan baskı, tehdit gibi unsurlara bir de Gazze deki katliama Sisi’nin sessiz kalması Halk da ki infiali güçlendirmekte tepkileri zaman zaman çok yüksek sesle dillendirmektedir, Sisi yönetiminin özellikle Gazze halkını yalnız bırakmasının ötesinde İsrail’in yaptığı açlık katliamında Refah sınır kapısını kapatması halkı patlama noktasına taşımıştır. Halk zaman zaman eylemler yapmakta bunlar sert bir şekilde bastırılmaktadır. Temmuz 2025 sonunda Sina aşiretleri Gazze’deki açlık soykırımına karşı Sisi’ye karşı bir bildiri yayınlamışlar. Sisi yönetimi zor durumda kaldığı için batılı devletlere ambargoyu delmeleri için diller dökmüştür. 2025 Ağustos unun ilk haftasında Suhej şehrinde Sisi aleyhine büyük bir gösteri düzenlenmiştir. Gösterideki atılan tek slogan “Sisi git seni istemiyoruz” olmuştur.
Mısır özelinde tüm halkı Müslüman olan ülkeler de infialler devam etmekte. Bazı ülke halkları tepkilerini direk dillendirirken bazıları içten içe kaynamaktadır. Batı emperyalizmi ve küresel Siyonizm Müslümanların uyanmaması için elinden gelen her şeyi yapıyor. Özellikle Alimleri belamlaştırıyor. Ülke liderleri toplumun saygı duyduğu insanları kendi yanlarına onlara makam, mevki, kendi yanlarında itibar verek yanlarına çekmekte. Müslüman halkların peşinden gidecek yöneticiler ya yaygınlığını bozuyor veya onları hapse attırıyor veya öldürtmekte bu da toplumların ne Alimi neden ümerası kalmadığı için yalnız kalmaktalar . En hassa konularda bile bir şey yapamıyor, doğru tepki kitlesel tepki gösterememektedir. Gazze katliamı İslam devletlerinin olmadığı gibi Müslüman halklarında beraber hareket edemediklerinin en güzel örneğidir .
O zaman “Ey İman edenler yeniden İman ediniz” emrince “Bir toplumun uleması ve ümerası düzgün olursa o toplum düzelir.” hakikati ile alimlerimiz ve yöneticilerimizi sorgulamamız gerekiyor. Mısır özelin de tüm İslam toplumları yönetici ve Alimlerini kontrol etsinler. İslam’ın izzetini, Müslümanların Namus ve Malını BM gibi kafir sistemlere teslim eden yöneticileri acil değiştirmeli, İmam Azam gibi devrin Emevi ve Abbasi yönetimlerine tabi olmayan Alimlere tabi oldukları vakit Mısır da Refaha erecek, Gazze’deki soykırımda bitecektir.
*Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve İdrakpost editöryal politikasını yansıtmayabilir.

0 Yorum