20 Aralık 2025’te ABD, Nijerya ile beş yıllık bir anlaşma imzaladığını duyurdu. İlk bakışta ABD’nin farklı ülkelere sağladığı sıradan bir hibe gibi görünen bu “sağlık yardımı” anlaşmasında dikkat çekici bir şart yer almaktadır. Anlaşma, sağlık hizmetlerini sadece Hristiyan topluluklarla sınırlandırmaktadır. Bu çerçevede HIV, sıtma, çocuk felci ve tüberkülozla mücadele ile anne-çocuk ve kamu sağlığı alanlarına ayrıldığı belirtilen toplam 2,1 milyar dolarlık fon, “insani yardım” söylemini boşa düşürmektedir. Zira hedef kitlesi tüm Nijeryalılar değil, sadece Hristiyanlardır.
Bu gelişme, ilk bakışta Nijerya sağlık sektörü açısından olumlu bir adım gibi görünse de gerçekte ABD’nin son dönemde Nijerya’ya yönelik benimsediği ve ülkenin çok dinli yapısını açıkça görmezden gelen tehlikeli ve bölücü yaklaşımın bir başka tezahürüdür. ABD son günlerde kendini fiilen bir “Hıristiyan devleti” konumuna yerleştirirken diğer ülkelerde Hıristiyanlar ile farklı inanç grupları arasında yapay bir çatışma anlatısı üretmektedir.
Nijeryalıların Sorduğu Sorular
Bu anlatı yeni değil. Başkan Donald Trump’ın, aşırı sağ çevrelerin uydurduğu “Hristiyan soykırımı” masalını referans alarak Nijerya’yı “rezil bir ülke” diye damgalaması, hatta işgal tehdidinde bulunması hâlâ hafızalardadır. Nijerya hükümeti, Hristiyan ve Müslüman kanaat önderleri defalarca şu gerçeği dile getirdi: Ülkedeki güvenlik krizinin mağdurları tek bir dine mensup değildir; Müslümanlar da Hristiyanlar da farklı kabileler de aynı şekilde hedef alınmaktadır. Ama Washington, gerçeği değil, işine gelen hikâyeyi tercih etmektedir.
Hatırlayalım: Biden yönetimi, 2020’de geri çektiği “Özel İlgi Gerektiren Ülke” etiketini yeniden gündeme taşımıştı. Yetmedi; ABD’de bazı çevreler, Nijerya’nın “şeriatı yasaklaması” gerektiğini ve İslam hukukunu anayasayla birleştiren on iki eyalete yaptırım uygulanmasını bile önerdi. Yani mesele sağlık değil, mesele dindir. Mesele insani yardım değil, mesele ideolojik mühendisliktir.
Bu tablo karşısında Nijeryalıların sorduğu sorular son derece meşrudur: Sağlık yardımı neden dini kimliğe göre dağıtılır? Kendini “çeşitlilik ve hoşgörü” savunucusu olarak sunan bir ülke neden bu kadar açık biçimde ayrımcılığı kurumsallaştırır? ABD neden hayali bir “Hristiyan soykırımı”yla meşgul olurken ülkeyi kasıp kavuran gerçek güvensizlik sorunlarına gözünü kapar?
Sağlık Yardımlarının Arka Planında Ne Var?
Bu sorular, ABD’nin son dönemdeki müdahalelerinin arkasında iyi niyetten fazlasının olduğu kanaatini güçlendirmektedir. Bu eleştirmenler ABD’nin, özellikle döviz ve petrol ürünlerindeki iyileşmelerle son zamanlarda ekonomik istikrar kazanan Nijerya ekonomisini istikrarsızlaştırmak için bir bahane aradığını düşünüyor. Onlara göre, ABD güvensiz çünkü Nijerya gibi bir Afrika ülkesinin ekonomik istikrarı, küresel pazarı büyük ölçüde etkileyebilir ve kendileri gibi gelişmiş ülkelerin ekonomilerini altüst etmeye başlayabilir.
Nijerya’nın ekonomik açıdan istikrarlı olduğu yönündeki bu tür varsayımlar, özellikle on yıllardır süren yolsuzluk ve yönetişimdeki yetersizlik düzeyi göz önüne alındığında, oldukça abartılı olsa da ABD’nin geçmiş sicili bu şüpheyi tamamen haksız da kılmamaktadır. Savaş heyecanı içinde “Sevgili Hristiyanları kurtarmak için ABD ülkeye silahlar ateşleyerek girebilir” diyen Donald Trump’ın açıklaması da bunu doğruluyor. Kaldı ki Afganistan, Suriye, Somali, Irak… Liste uzayıp gidiyor. ABD’nin bu tür “kurtarıcı” müdahalelerinin hangi coğrafyada barış ve istikrar ürettiği sorusunun cevabı malumdur.
Elbette kimse Washington’a parasını nereye harcayacağını dikte edemez. Asıl mesele, ülkede yardım üzerinden ülkede ayrımcılığın körüklenmeye çalışılmasıdır. Hiçbir Müslüman ülke böyle bir yaklaşımı benimsemiyor. Mesela geçtiğimiz yılda Suudi Arabistan’ın -dini aidiyet gözetmeden- 98 Nijeryalı topluluğa 47 milyon dolar yardım yaptığı gün gibi ortadadır. Nijerya’nın İslam İş Birliği Teşkilat (İİT) üyeliği üzerinden sağlanan faizsiz kredilerden ve burslardan ülkedeki Hristiyanlar da yararlanmaktadır. Sukuk tahvilleriyle yapılan yolları, okulları Müslümanlar da Hristiyanlar da kullanmaktadır. İslami bankacılık sistemleri kimseyi kapıdan çevirmemektedir. Ama nedense Trump hükümeti ülkede ayrımcılık ve dışlayıcılık yaratmaya çalışıyor.
Çözüm: Müslümanların Birliğindedir
Soru şudur ki ABD bu kadar Hıristıyan kardeşlerine sahip çıkmak heveslisi iken gerçekten “ümmet” ve “kardeşlik” kavramları neden birlikte yeterince hareket edememektedir? Kur’an’ın “ümmeten vâhideten” vurgusu sadece ritüel bir süs mü, yoksa gerçek bir sorumluluk mu? Yerel, ulusal ve dünya çarpında ölçekte neden tek ses olmak bu kadar zordur?
Bu gelişme, zengin Müslüman ülkeler için de bir sinyal vermektedir. Sondaj kuyuları, medreseler, camiler, iftar sofraları elbette değerlidir. Ama bu yardımların hesap verebilir, kurumsal ve sürdürülebilir bir kalkınma vizyonuna bağlanması şarttır. Balık vermek değil, balık tutmayı öğretmek hatta tekneyi birlikte inşa etmek gerekmektedir. İnsan sermayesine, kapasite geliştirmeye, uzun vadeli sosyoekonomik projelere yatırım yapılmadıkça dış müdahalelere karşı güçlü bir zemin kurulamaz.
Son Söz
Son söz şudur ki bugün ABD açıkça taraflı davranabiliyor. Müslüman bölgeler Nijerya’ya benzer şekilde müdahale ettiğinde ABD’nin buna tepki göstermesi tam bir utanmazlık ve ikiyüzlülük olur. Bu yüzden İslam ülkeleri bir ve beraber olup “ümmet bilinci”ni kuşanmak zorundadır.
*Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve İdrakpost editöryal politikasını yansıtmayabilir.

0 Yorum