Batı’daki İran Diasporasının İsrail Yanlısı Sesi: Pehlevistler kimdir?

Batı’daki İran Diasporasının İsrail Yanlısı Sesi: Pehlevistler kimdir?

Siyonist koalisyon İran’a karşı savaşını sürdürürken sosyal medya mecralarında Trump ve Netanyahu yönetimlerinin eylemlerini coşkuyla karşılayan bir kesim sıkça kendisini gösteriyor. Okullarda çocukların ya da masum İranlı sivillerin öldürülmesi bunların hiç de umurlarında değil.  Kaldı ki bu kişiler ne Yahudilerden ne de radikal Hristiyan evanjeliklerden oluşmaktadır. Kökenleri itibarıyla İranlıdırlar. İşte bu grup, genellikle İranlı monarşistler olarak bilinen Pehlevistlerdir. Büyük çoğunluğu ABD ve Batı Avrupa’da ikamet eden bu insanlar, siyasi kimliğini 1979 Devrimi’yle iktidardan düşürülen İran’ın son şahının oğlu Rıza Pehlevi’nin kişilik kültü etrafında inşa ediyor.

Rıza Pehlevi Kimdir?

Şah Muhammed Rıza Pehlevi rejiminin çöküşü yaşandığında Rıza henüz 17 yaşındaydı. ABD’ye sığınan Pehlevi, değişen siyasi konjonktüre karşın, bir gün İran’a döneceğine ve darbeyle iktidara gelen dedesinin kurduğu hanedanlığı yeniden tesis edeceğine olan inancını korumaktadır.

1980’de Kahire’de sürgünde olan babasının vefatının ardından Rıza Pehlevi, kendini İran şahı ilan ederek muhalefet siyasetinde etkin bir rol üstlendi. Bugün altmışlı yaşlarının ortasında bulunan Pehlevi’nin, düzenli röportajlar veren eski bir veliaht prens kimliğinin ötesinde kayda değer bir idari ya da liderlik deneyimi bulunmuyor. Rıza’nın geçimini ailesinin servetinin bakiyesinden yani İran’dan çalınan varlıklardan sağladığı ileri sürülse de mesele biraz daha farklıdır.

1986’da Amerikalı gazeteci Robert Woodward, CIA’nın Pehlevi ile ittifak içindeki gruplar da dahil olmak üzere İranlı diaspora hareketlerine yaklaşık 6 milyon dolar aktardığını kamuoyuyla paylaştı. O yıllardan bugüne kadar birçok istihbari para aktarımı bağlamında ismi geçmiştir. Yıllar içinde Pehlevi, İran’da rejim değişikliğini savunan liberal düşünce kuruluşları ve lobi gruplarıyla sıkı ilişkiler kurdu. Kamuoyunda kendisini demokrasinin savunucusu olarak takdim etti. Oysa bu durum ailesinin yönetim anlayışıyla açıkça çelişmektedir.

2013’te İran Ulusal Konseyi’ni (INC) kuran Pehlevi, 2023’ün başında “Georgetown Koalisyonu” olarak da bilinen İran’da Demokrasi ve Özgürlük İttifakı’na (ADFI) katıldı. Ne var ki koalisyon, özellikle Pehlevi’nin kendisini tek lider olarak öne çıkarma girişimleri nedeniyle kısa sürede dağıldı. Bu tutum, onu hâlâ “meşru kral” olarak gören destekçilerince de pekiştirildi.

2024’te Hollanda merkezli İranlı bir araştırma ağı GAMAAN tarafından yürütülen bir ankette, varsayımsal bir özgür ve adil seçim senaryosunda katılımcıların sadece %32,8’inin Pehlevi’yi tercih edeceği sonucuna ulaşıldı. Bu anketin güvenilirliği dikkate alınacak olursa Pehlevi’nin aslında belirli bir tabana sahip olduğu açıkça görülüyor. Lakin bu desteğin kendisinin ve çevrimiçi destekçilerinin tüm İranlılar adına konuşuyormuş izlenimi veren söylemlerinden ne denli uzakta kaldığını söyleyebiliriz. Gerçi bu ölçüde bir kitlesel ilginin nasıl oluştuğunu da sormak  lazım.

Pehlevizm ve Medya

İran diasporasında, sosyal medya aktivizminin çok ötesine geçen sistematik bir propaganda faaliyeti sürdürülmektedir. Bu faaliyet, “İslam Cumhuriyeti öncesi İran” gibi nostaljik bir slogan altında Pehlevi hanedanını yüceltmeyi amaçlamaktadır. Bu propagandanın arkasında, Manoto TV ile Iran International adlı Londra merkezli iki medya platformu bulunmaktadır. Her ikisi de yurt dışındaki birçok İranlının Fars kültürüyle bağını sürdürdüğü başlıca mecralardır.

2010’da uydu yayıncısı olarak kurulan Manoto, 2024 yılında geleneksel yayıncılığını sonlandırarak dijital mecralara yöneldi. Finansman kaynakları uzun süredir tartışma konusu olan kanal, genelde İran rejimi karşıtı ve İsrail taraflı içerikler üretiyor. Pehlevi yanlısı söylemleri destekleme konusunda çok daha tutumlu olan Iran International, The Guardian gazetesinin 2018 yılındaki bir raporuna göre Riyad bağlantılı bir Suudi iş insanından finansman sağlıyor.

Her iki platform da Farsça yayın yapmakta ve genellikle devrim öncesi İran’ın kültürünü, müziğini, gece hayatını ve toplumsal yaşamını romantize ederek Şah döneminin otoriter yönetimini bizzat deneyimlememiş genç kuşaklara hitap etmektedir.

Ekim 2024’te Iran International muhabiri Babak Eshaghi, Gazze’de yıkılmış bir evin enkazına “Kadın, Yaşam, Özgürlük” (Zan, Zendegi, Āzādī) sloganını yazmasıyla sert eleştirilerin hedefi oldu. Böyle bir olay, İran diasporası içindeki bazı çevrelerin Filistinlilerin acısına karşı sergilediği duyarsızlığın bir yansıması niteliğindedir. Kaldı ki Şah rejimi İsrail ile ilişkilerini sürdürmesine karşın Filistin davasını ilkesel düzlemde tamamen terk etmemişti. Oysa günümüzün pek çok Pehlevi destekçisi, Filistinlilere karşı açık bir düşmanlık sergilemektedir.

Siyonizm ve Pehlevizm

Özünde Siyonizm ile Pehlevizm arasındaki ideolojik yakınlaşma, üstünlük anlayışı üzerinde kesişmektedir. Siyonist anlatılar toprağa yönelik ilahi onaylı bir hak iddiasını merkeze alırken Pehlevist söylem tarihsel olarak Ari üstünlüğü düşüncesinden beslenmiştir. Nitekim Muhammed Rıza Pehlevi, Aryamehr (Aryanların Işığı) ünvanını bizzat taşımıştır. Nitekim, Pehlevistlerin kendilerini tarihsel komşuları olan Orta Doğu halklarıyla değil, dilsel akrabaları saydıkları “beyaz” İngilizler ve Almanlarla özdeşleştirmeyi tercih ederler.

Siyasi düzlemde Pehlevi destekçileri, Siyonist söylemin üretip dolaşıma soktuğu sahte bir ikilik kurgusunu sıklıkla yeniden üretmektedir. Genç İranlılar, ya mevcut “İslam Cumhuriyeti”ni desteklemek ya da tek alternatif olarak Pehlevi’yi benimsemek gibi yapay bir seçenekle karşı karşıya bırakılmaktadır. Ve elbette bu yapay alternatifte İsrail’e destek bir gereklilik olarak dayatılmaktadır. İsrail’in Pehlevi yanlısı bir İran’ı gerçekçi bir beklentiyle beklediğini düşünmek naif olsa da Siyonist rejim, Pehlevi hareketini kendi anlatılarını şekillendirmek için bir araç olarak kullanmaya devam ediyor.

Rıza Pehlevi de bu siyonist ittifakını benimsemiş görünüyor ki Nisan 2023’te eşiyle beraber, Netanyahu ve dönemin istihbarat bakanı Gila Gamliel tarafından sıcak bir karşılamayla ağırlandı. Rıza Pehlevi, Mescid-i Aksa’yı  görmezden gelirken “Ağlama Duvarı”nda dua etti. Eşi Yasmine Pehlevi ise Doğu Kudüs’te fotoğraflanmış bir İsrail askerinin görselini “Kadınlar, Yaşam, Özgürlük” başlığıyla paylaştı.

Öte yandan Pehlevi, kendi liderliğinde kurulacak gelecekteki İran ile İsrail arasındaki ilişkileri normalleştirecek ve İbrahim Anlaşmaları’nın bir uzantısı olacak “Kiros Anlaşmaları”nı da savunmaktadır. Son günlerde Rus komedyenlerin şaka radarına giren Rıza Pehlevi, viral olan bu sahte telekonferansta da İsrail’in Gazze’deki eylemlerini kınamaktan kaçınmıştır. İşte bu tutum, onun gerçek konumunu yalın biçimde ortaya koymaktadır.

Sonuç

Pehlevi destekçilerinin bir bölümü ile Siyonist söylem arasındaki bu yakınlaşmanın ardındaki temel itici güçlerden birinin İslam ve Arap kimliğine yönelik ortak bir düşmanlık olduğunu vurgulamak gerekmektedir. Bu kesimin büyük bölümü kendini seküler ya da ateist olarak tanımlamakta ve zaman zaman İslam öncesi İran medeniyetini ön plana çıkarmaktadır. Müslüman bir okuyucu açısından bakıldığında, bu düşmanlık ve Siyonizmle kurulan uyum ilişkisi Kur’an’ın şu ayetiyle tam bir örtüşme içindedir: “İnananlara karşı en sert şekilde düşmanlık yapanların Yahudiler ve müşrikler olduğunu göreceksiniz” (el-Mâide 5:82).

Dahası bu durum, Müslüman dünyasındaki modern seküler ve aşırı milliyetçi hareketlerde sıklıkla gün yüzüne çıkan gerilimi de yansıtmaktadır. Bir yandan hak ve özgürlük talep ederler, diğer yandan ise kültürel değerlere ve aynı görüşte olmamaları durumunda insanların acılarına karşı duyarsız kalırlar. Bu çelişki, Pehlevistlerin sadece Filistinlilere değil, kendi ülkelerindeki sivillere yönelik şiddeti de alkışlamalarında kendini göstermektedir.


*Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve İdrakpost editöryal politikasını yansıtmayabilir.