26 Kasım 2025’te Amerikan Ulusal Muhafızları’nın iki üyesi, Beyaz Saray’a yalnızca iki blok mesafede, başkent Washington D.C.’de vuruldu. Olay, birçok kesimden tepkiler topladı. Saldırganın Afganistan vatandaşı olması, olayın anında göçmen ve Müslüman karşıtı politikalara malzeme edilmesine yol açtı. ABD Başkanı ise saldırıyı, iki favori hamlesini gerekçelendirmek için kullandı: Washington’da daha fazla silahlı muhafız konuşlandırmak ve göçmenlere yönelik kısıtlamaları artırmak.
Oysa kamuoyu, saldırgan Rahmanullah Lakanwal’ın geçmişine ve özellikle de CIA tarafından eğitilmiş biri olduğuna neredeyse hiç dikkat kesilmedi.
CIA’ye Bağlı Milis
Lakanwal, 2011’de CIA ile çalışmaya başladı. Ne sıradan bir istihbarat görevlisiydi ne de bir casus. O, Amerika’nın sözde “Terörle Savaş” stratejisinin bir uzantısı olarak CIA tarafından işe alınan, eğitilen ve donatılan “Zero Units” adlı paramiliter güçlerin bir üyesiydi. Bu birimler, öldürmek üzere yetiştirilmişti; hedefleri yalnızca Taliban ya da IŞİD militanları değil, çoğu zaman Afgan sivillerdi.
Kâğıt üzerinde Afganistan Ulusal Güvenlik Müdürlüğü’ne (NDS) bağlı görünseler de bu birimler NDS’nin normal komuta zincirine tabi değildi. Gerçek talimatlar yalnızca CIA’dan geliyordu.
Amerikalılar, bu birimleri Taliban ve IŞİD’e yönelik gece baskınlarında kullandı. Fakat sayısız soruşturma, baskınların büyük bölümünün savaşçılara değil masum sivillere karşı gerçekleştirildiğini ortaya koydu. Bu operasyonlar, ABD ordusunun ve yakın zamanda İngiliz SAS birliklerinden bilinen türden gece baskınlarının birebir benzeriydi: sivil ölümlerine yol açan ani ev baskınları.
İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre Zero Units, çoğu zaman son derece zayıf istihbarata dayanarak evlere baskın düzenliyor ya da hava saldırısı çağrısı yapıyordu. Mesela bazen sadece “bir ailenin Taliban’a yemek verdiği” gibi iddialar yuvaların yıkılmasına sebep oluyordu.
Sivil hak örgütlerinin ve bağımsız gazetecilerin belgeleri de bu tabloyu doğruluyor. Aralık 2022’de gazeteci Lynzy Billing’in yüzlerce görüşmeye dayanan kapsamlı araştırması “The Night Raids”, söz konusu CIA destekli milislerin sistematik şiddetini ayrıntılarıyla ortaya koymuştu.
ABD’nin Ağustos 2021’deki çekilmesi sırasında bu “ölüm timlerinin” yaklaşık 10.000 üyesi Afganistan’dan tahliye edildi. İnsan onurunun gözetilmediği kargo uçuşlarıyla önce Katar’a, ardından ABD’ye taşındılar. Çoğu o günden bu yana belirsiz bir hukuki statü içinde yaşam mücadelesi veriyor. Washington’daki saldırgan Rahmanullah Lakanwal da onlardan biriydi.
Trump’ın İkinci Dönemi
Trump, her ne kadar çekilme anlaşmasını müzakere eden ve süreci başlatan bizzat kendi yönetimi olsa da Afganistan’dan çekilme sürecini kötü yönettiği için Biden’ı sık sık eleştirmişti. Dolasıyla bu yıl tahliye edilen Afganların yeniden güvenlik taramasından geçirilmesini talep etmişti.
Ne var ki saldırgan Lakanwal’ın sığınma başvurusu Nisan 2025’te, yani Trump’ın ikinci döneminde onaylandı.
Trump, Afgan mültecilerin yeniden yerleştirilmesini sınırlama niyetini hiçbir zaman gizlemedi. Temmuz ayında kendisine Afgan mülteciler sorulduğunda şu ifadeyi kullanmıştı: “Biz bu insanlarla ilgileneceğiz; bizim için iş yapanlarla…kendilerine belirli şeyler söylenenlerle de.”
Trump’ın sözleri baz alınırsa, Lakanwal da Afganistan’da ABD adına yürüttüğü operasyonlar nedeniyle “bakılması gereken” kişiler arasında sayılmalıydı. Peki ama Lakanwal, “kendilerine belirli şeyler söylenenler” kategorisine de dahil miydi?
Ve daha önemlisi: O “belirli şeyler” tam olarak neydi?
Ruh Sağlığı Meselesi
Saldırıdan sonra saldırganın kimliğine göre seçici biçimde devreye sokulan “ruh sağlığı” söylemi yeniden gündeme geldi. New York Times’a konuşan bir arkadaşı, Lakanwal’ın “ruh sağlığı sorunları yaşadığını ve biriminin sebep olduğu ölümler nedeniyle rahatsız olduğunu” söyledi.
Adil olmak gerekirse bu iddialar tamamen temelsiz olmayabilir. NBC News, Ağustos 2023’te Zero Units komutanlarından Mohammad Shah’ın bir mektubunu yayımlamıştı. Mektupta, birim üyelerinin “umutsuzluk nedeniyle intihara sürüklendiği” belirtiliyordu.
Ne olursa olsun, Amerikalılar eninde sonunda dış politikalarının dünya genelinde ürettiği ve serbest bıraktığı şiddet makinalarıyla yüzleşmek zorunda kalacak. Bir ülkenin, başka halkların evlerine ateş düşürüp kendi topraklarında tam bir huzur beklemesi zaten makul değil.
*Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve İdrakpost editöryal politikasını yansıtmayabilir.

0 Yorum