Epstein Ötesinde: Baal Kavramı ve Sahte Otorite

Epstein Ötesinde: Baal Kavramı ve Sahte Otorite

ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanan bazı Epstein dosyaları, uzun süredir dile getirilen pek çok söylemi sarsmış; kamuoyunda hem şaşkınlık hem de yeni tartışma başlıkları doğurmuştur. Kendilerini adeta “dünya efendisi” gibi konumlandıran ve türlü karanlık ilişkilerle anılan bu çevrelerin ifşası, dijital mecralarda farklı paylaşımların da önünü açmıştır. Bu paylaşımlardan biri ise “Baal” kelimesinin anlamı etrafında şekillenmektedir.

Jeffrey Epstein’ın finansal işlemleriyle ilgilenen JP Morgan’daki bir çalışandan belirli bir para transferi talep ettiğine dair bir mesajın viral hâle geldiği görülmüştür. Mesajda yer alan bir ibarenin bazı kişiler tarafından “Baal name” (Baal ismi) şeklinde okunduğu ve hesap adının bilinçli olarak “Baal” diye düşünülüyor. Ancak dikkatli incelemelerde, taranmış bir faks görüntüsünü andıran bu belgede yer alan ifadenin aslında “Bank name” (banka ismi) ibaresinin bozulmuş bir formu olabileceği anlaşılıyor.

Bununla birlikte, Epstein ve çevresinin yaşam tarzı, ilişkilendirildikleri siyasî ve ideolojik ağlar ile birlikte düşünüldüğünde “Baal” kelimesi etrafında oluşan yoğun ilgi tesadüf değildir. Zira söz konusu kelimenin dil, inanç ve otorite anlayışına uzanan sembolik anlam katmanları vardır.

Baal ne demektir?

“Baal” kelimesi Sâmî dillerde genel olarak “efendi, sahip, hâkim” gibi anlam çerçevelerinde kullanılmıştır. Filoloji verileri, kelimenin köleye karşı efendi, kadına karşı koca, topluma karşı ise yönetici anlamlarında yer bulduğunu gösteriyor. Teolojik bağlamda ise çeşitli putların isimleri olarak karşımıza çıkar. Kelime, Arapça ve Amharcada ba‘l, İbrânî dilinde ba‘al, Ârâmî ve Süryânî dillerinde ise be‘el şeklinde telaffuz edilir.

Mukaddes metinlerde farklı kullanımlarına rastlanır. İlk dönemlerde belirli coğrafi unsurlarla ilişkilendirilerek “o yerin tanrısı” anlamında kullanıldığı görülür. Örneğin, İsrailoğullarının Moavlı kadınlarla zina yaparak onların etkisiyle Baal-Peor’a yöneldiklerinden söz edilir (Sayılar 25:1–3). Burada Peor bir dağın adıdır. Aynı kelimenin fiil formu ise “eş almak, koca olmak” anlamına gelir. Tesniye 24:1’de geçen ve “Bir adam bir kadın alır ve onun kocası olur” anlamına gelen “kî yikkaḥ îş işşâ, ube‘âlâh” ifadesi buna örnek gösterilebilir.

Yahudi geleneğinde “Baal” kelimesi “efendi” anlamında bazı tamlamalarda yer almıştır. Baal Shem (İsmin Efendisi) ifadesi, Tanrı’nın gizli isimlerini kullanarak mucize gerçekleştirdiğine inanılan kişiler için kullanılırken, Baal ha-Bayit ise ev sahibi, hane reisi anlamına gelir. Bu ifade İngilizceye zamanla “balebos” şeklinde geçmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm’de de kelime hem “koca” anlamında hem de Hz. İlyas’ın kavmini sakındırdığı putun adı olarak zikredilir (Sâffât 125). Her iki kullanımın da Kur’an öncesi Arap dili ve kültüründe mevcut olduğu bilinmektedir. Arapçada kelime; eş, sahip, yüksek tepe ve erkek hurma ağacı gibi anlamlara da sahiptir. Taberî’nin aktardığına göre Yemenliler arasında Ba‘l ismi bir put için de kullanılmaktaydı.

Kelimenin anlam alanında belirgin bir “üstünlük” ve “sahiplik” tasavvuru göze çarpar. Bu nedenle tarih boyunca bereket getirdiğine inanılan bazı insan tasvirli heykellere bu ad verilmiştir. Şu ayetler ise bunu kınar: “En güzel yaratanı, sizin de geçmişteki atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı bırakıp Ba‘l’e mi taparsınız?” (Sâffât 125–126)

Günümüzde “Baal” kelimesi İngilizce başta olmak üzere çeşitli dillere geçmiş; sözlüklerde “Kenan ve Fenike kökenli yerel tanrılardan biri” anlamıyla yer almış ve buradan Baalizm gibi terimler türetilmiştir.

Epstein Adası ve Baalizm

Epstein belgelerindeki “Baal” ifadesinin büyük ihtimalle bir okuma hatasından ibaret olabileceği ihtimali akılda tutulmalıdır. Ancak bu durum, Epstein ve çevresinin yaşam tarzını “baalizm” kavramı üzerinden sembolik şekilde okumayı daha da anlamlı kılmaktadır. Tıpkı Baal kavramının dilbilimsel ve teolojik katmanları gibi, Epstein adasından çıkanlar da sahiplik, hâkimiyet ve ahlâk anlayışına dair ciddi bir zihniyet problemine işaret etmektedir. Adanın Baal ha-Bayit’i (ev sahibi) Jeffrey Epstein’ın etrafı oluşan unsurlar, şehvet ve sahte hâkimiyet olmak üzere baal kavramının filolojik yönlerini çağrıştıran hususlar görüyoruz.

Şehvete gelince, Epstein çevresinin “baalizmi”, arzuların insanı ahlâkî çöküşe sürüklemesini tasvir eden Baal-Peor kıssasını adeta yankılıyordur. Zira Epstein adasında ortaya saçılan fuhuş ağı, pedofili eylemleri, her türlü ahlâk dışı ilişki ve şeytanî fanteziler bu düşüşün modern bir tezahürü olarak karşımıza çıkmaktadır. İlginçtir ki toplumda son derece saygın gösterilen birçok kişi dahi bu şehvetin peşinden sürüklendi. Tıpkı İsrailoğullarından bazı erkeklerin sırf Moavlı kadınların gönlünü kazanabilmek uğruna Allah’ı bırakıp Baal-Peor’a taptıkları gibi.

İkinci husus sahte hâkimiyettir. Bu olay sayesinde bir kez daha anlaşılıyor ki dünya üzerinde söz sahibi olduğu düşünülen kimi elit çevreler, gerçekte geçici ve yanıltıcı bir güç vehmi içindedirler. Para, şöhret ve nüfuzun putlaştırılması, insanın kendi kurduğu düzeni mutlaklaştırma çabasından başka bir şey değildir. İfşa edilen belgeler, eğlence sektöründen bilim ve finans dünyasına kadar uzanan geniş bir sahada para ve güç merkezli bir yönlendirme düzeninin kurulmaya çalışıldığını açıkça göstermektedir. Nitekim İngiltere’nin rezil Prensi Andrew’un eski münasebeti olduğu gazeteci Victoria Hervey’in, “meşhur olup Epstein dosyalarında adın geçmiyorsa; bu bir hakarettir, sen sefilsin demek” sözünü sarf etmesi, bu çevrelerde şöhret ve görünürlük arzusunun nasıl bir zihniyet hâline dönüştüğünü göstermesi bakımından manidardır.

Ancak bu kimselerin aslında güçsüz olduğunu hatırlatmakta fayda vardır. Zira Allah Teâlâ, “Sizde olanlar tükenir; Allah katında olan ise bâkîdir, tükenmez.” (Nahl 16/96) buyurmaktadır. Baalciler ise putlarının bir şeye kadir olduğunu zannederler. Hâlbuki mutlak mülkiyet ve gerçek otorite yegâne Allah’a aittir. Bu sebeple O, Melik’tir ve Rabb’tir. Allah’ın kendisi için kullandığı “Melik” ve “Rabb” sıfatları mutlak sahipliği ve adil hakimiyetini ifade ediyor. Baal ise sahte ve izafî bir sahiplik tasavvurunu temsil eder.

Bundan dolayı Hz. İlyas’ın kavmine yönelttiği “En güzel yaratanı bırakıp Ba‘l’e mi taparsınız?” sorusu bugün de aynı canlılığını korumaktadır. Bu soru artık günümüz insanına yöneltilmiş bir muhasebe çağrısıdır. İnsan, kendisine dayatılan haz, şehvet ve açgözlülük dolu hayat tarzlarını mı seçecektir, yoksa kendisini yaratan ve hayatına nizam koyan ilahî ölçüyü mü esas alacaktır? Tefekkür edilmesi gereken nokta tam da budur.


*Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve İdrakpost editöryal politikasını yansıtmayabilir.