Önce Fransa, sonra İngiltere, şimdi de Kanada…Giderek daha fazla Batı ülkesi, bu Eylül ayında BM Genel Kurulu’nda Filistin Devleti’ni tanımayı gündemine alıyor. Belki de kamuoyunun giderek artan Filistin yanlısı tavrı karşısında itibarlarını koruma çabasındalar. Ancak kamu desteğinin rekor düzeyde düştüğü (Gallup’a göre İsrail yanlısı duyarlılık yalnızca %32) ABD hâlâ bu konuda hiçbir sinyal vermiyor.
Donald Trump ise, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Filistin’le ilgili açıklamalarına küçümseyici bir şekilde şu yanıtı verdi: “Onun söyledikleri önemli değil. Bu hiçbir şeyi değiştirmez.” Gerçekten öyle değil mi?
Bir gözlemci açısından bugün en önemli şey belki, İsrail’i rahatsız eden her gelişmedir. İsrailli yetkililer, Batı’dan gelen bu tanıma sinyallerini eleştiren açıklamaları art arda sıralıyor. Peki, Filistin’in tanınması gerçekten bir dönüm noktası mı? Batı kitabında böyle bir devlet mümkün mü? Ve bu adımlar ne anlama geliyor?
Filistin Devleti Nedir?
1948’de BM kararıyla İsrail Devleti kurulduğundan bu yana Filistinliler, topraklarını geri almak ve sınırları, kurumları ve uluslararası statüsü olan egemen bir devlet olarak tanınmak için mücadele ediyor.
Bu mücadele, 1988’de dönemin en önder Filistinli yapısı olan Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ), Batı Şeria (Doğu Kudüs dahil) ve Gazze Şeridi’ni kapsayan Filistin Devleti’nin kurulduğunu ilan etmesiyle resmiyet kazandı.
Bu ilan, “nehirden denize” bir devlet hayalinden ziyade, “uluslararası meşruiyeti” olan 1967 sınırlarına dayanıyordu. Başka bir ifadeyle, toprakların %78’i İsrail’e, %22’si ise Filistin’e ait olacak şekilde bir çözüm öneriliyordu.
Tabi ki, ilanın hemen ardından 78 ülke Filistin’i tanıdı. 7 Ekim 2023 itibarıyla bu sayı 138’e, 2025 itibarıyla ise 147’ye ulaştı.
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Birliği uzun süredir Filistin devletinin tanınması için yoğun diplomatik çaba gösteriyor. Güney Amerika, Afrika ve Asya’daki pek çok ülke de bu çağrıya olumlu yanıt verdi. Ancak dünyanın siyasi ve ekonomik açıdan en güçlü devletleri hâlâ temkinli.
Adeta İsrail’in bu konuda “yeşil ışık” yakmasını bekliyorlar.
Fransa böyle bir adım atarsa, bunu gerçekleştiren ilk G7 ülkesi olacak. 7 Ekim öncesinde G20 ülkelerinin yarısından azı Filistin’i tanımıştı. BM Güvenlik Konseyi’nin daimî üyeleri arasında ise sadece Çin ve Rusya Filistin’i tanıyor. ABD ise veto hakkını kararlılıkla kullanmaya devam ediyor.
Peki, İsrail Ne İstiyor?
Suikasta kurban giden Başbakan Yitzhak Rabin 1993’te Oslo Anlaşması’nı imzalamış olsa da, “Filistin devleti” fikrini ilk kez kamuoyuna taşıyan isim, 2003’te dönemin Başbakanı Ariel Sharon oldu.
Sharon’un önerdiği model ise, “geçici sınırlarla” çevrili, tamamen silahsızlandırılmış ve 1948 ile 1967 yıllarında yerinden edilen Filistinlilere dönüş hakkı tanımayan bir devletti. Yani fiilen İsrail’in işgali altında, savunmasız bir yapı.
İsrail’in en uzun süre görev yapan başbakanı Benjamin Netanyahu da, Filistin devletini ülkesine tehdit olarak gördüğünü açıkça söyledi. Ancak son yıllarda söylemini yumuşatarak, “silahsızlandırılmış” ve güvenliği İsrail’in denetiminde olacak bir devletten söz etmeye başladı.
Bu ise, özünde özerkliği olmayan, sömürge dönemlerini hatırlatan bir tür vesayet devleti. Bunun adil bir çözüm olduğunu düşünenler, İsrail’in Suriye’deki uygulamalarına bir kez daha bakmalıdır.
Ve görünüşe göre Batılı ülkeler de aynı şeyi bekliyor: İsrail’den her şeyin “yolunda” olduğuna dair bir onay.
Son Gelişmeler
Batı, Filistin’i tanıma ihtimalini tartışırken, bu tartışmalarla çelişen bir gelişme yaşandı. Sadece bir hafta önce, İsrail parlamentosu Batı Şeria’nın ilhakını 71’e karşı 13 oyla kabul etti.
Bu ortamda, Avrupa Birliği ve bazı İİT ülkeleri, Hamas’ın silah bırakması ve Gazze’nin yönetimini Batı Şeria’yı kontrol eden Filistin Yönetimi’ne devretmesi yönünde baskı yapıyor.
Eylül yaklaştıkça yeni müzakereler gündeme gelebilir. Mahmud Abbas’ın başında olduğu yönetim, İsrail’in sunduğu “iki devletli çözüm” anlayışını kabul etmeye zorlanabilir. Bu da Filistin Devleti’nin daha geniş çapta tanınmasının önünü açabilir, belki ABD de kabul eder.
Ancak Asıl Mesele Şu
Bu şartlarla tanınan bir Filistin Devleti, yani İsrail denetiminde, silahsız, sınırlı egemenliğe sahip bir yapı, artık silahlı direniş üretmeyecektir. Bu da Batılı hükümetlerin artık sokak protestolarıyla, gençlerin Filistin’e destek yürüyüşleriyle uğraşmak zorunda kalmayacağı anlamına gelir.
Batı dünyasında bu durum “barış” olarak sunulacak; çünkü şiddeti ve anlatıyı yalnızca İsrail kontrol edecektir.
Yerleşim yerleri genişleyecek, muhalif sesler susturulacak, bağımsız medya, Batı Şeria’daki Al Jazeera’ya yapıldığı gibi ya kapatılacak ya da marjinalleştirilecektir.
Gerçek bir özgürlükten söz eden herkes “terörist” ilan edilecek veya yeni bir felaketin habercisi olmakla suçlanacaktır. İsrail ise “iyi çocuk” rolüne geri dönecek, Abraham Anlaşmaları kesinleşecek ve belki Netanyahu değilse bile, Trump bu gelişmeleri kendi hanesine yazdıracaktır. Kim bilir, belki bir Nobel Barış Ödülü bile kazanır?
Ancak bu hayallerimizdeki Filistin devleti değildir!
*Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve İdrakpost editöryal politikasını yansıtmayabilir.

0 Yorum