Ukrayna üzerinden “cennete girmek” isteyen Donald Trump’ın, Gazze’de kan dökülmesini sona erdirmeye neden bu kadar az ilgi gösterdiğini hiç merak ettiniz mi? Ya da Uluslararası Adalet Divanı’nda soykırım kararına karşı oy kullanan Ugandalı yargıç Julia Sebutinde’nin geçen ay Kampala’daki bir kilisede, neden “Tanrı benden İsrail’in yanında durmamı bekliyor” dediğini?
Bu tür açıklamalar, önde gelen Hıristiyanlar arasında nadir değildir. Örneğin Senatör Lindsey Graham, “Amerika İsrail’e desteğini çekerse, Tanrı da bize desteğini çeker.” sözleriyle dikkat çekmiştir. Graham’ın güçlü İsrail lobisi AIPAC ile yakın bağları göz önünde bulundurulduğunda bu tutum şaşırtıcı değildir. Ancak daha rahatsız edici olan, “Öldürmeyeceksin” (Çıkış 20:13) ilkesini merkezine alması gereken Amerikalı ve Afrikalı pek çok vaizin, İsrail’in Gazze’deki eylemlerini açıktan savunmasıdır.
Bütün bunlar, sıkça gündeme gelen “Hıristiyan Siyonizm” doktrinini yansıtmaktadır. Oysa Hıristiyanların Yahudiler ve İsrail karşısındaki tavırları her zaman böyle olmamıştır.
Muhalefetten Kucaklamaya
19. yüzyılın sonlarında Siyonist hareket ortaya çıktığında, birçok Hıristiyan lider buna karşı çıkıyordu. Jonathan R. Adelman, The Rise of Israel: A History of a Revolutionary State (2008) adlı kitabında, 1899’da Osmanlı’daki ABD Büyükelçisi Oscar Straus’un Theodor Herzl’e, Siyonist hayalin “gerçekleşmesinin imkânsız” olduğunu, çünkü “Yunan ve Roma Katolik Kiliseleri’nin buna izin vermeyeceğini” söylediğini aktarır. Papa X. Pius de, Mesih’in ilahiliğini reddeden bir topluluğun kutsal Hıristiyan mekânlarını kontrol etmesine destek vermeyi reddetmiştir.
Ancak zamanla dengeler değişti. 20. yüzyıl Hıristiyanlığındaki en önemli teolojik dönüşümlerden biri, Vatikan’ın Nostra Aetate bildirisi oldu. Bu belge, Yahudileri İsa’nın ölümünden dolayı toplu suçluluktan akladı. Bundan önce ve sonra kutsal metinlerinin yeni yorumlarıyla ilgili birçok faktörün bir araya gelmesi, Hıristiyanların Siyonist projeyi desteklemesinin önünü açtı.
Bu dönüşümün merkezinde, Scofield Reference Bible ile Dispensationalism’i (Tanrı’nın tarih için planını farklı dönemlere ayıran ve İsrail ile Kilise için ayrı vaatler öngören yaklaşım) popülerleştiren Cyrus Ingerson Scofield vardı. Geleneksel Antlaşma Teolojisi, Tanrı’nın tek bir halkı olduğunu, Eski Ahit’te İsrail’in, Yeni Ahit’te ise Kilise’nin bu rolü üstlendiğini savunurken; Scofield bu bağı kopardı. Onun yorumuyla “İsrail”e verilen vaatler, tüm inananlara değil, doğrudan modern İsrail devletine atfedildi.
Amerikalı misyonerler ve vaizler aracılığıyla Scofield’ın yorumları hem ABD’de hem Afrika’da yayıldı ve Kutsal Kitap’ın politik içerikli, manipülatif okumalarına zemin hazırladı. İşte Hıristiyan Siyonist hareketleri besleyen bu türden bazı yanlış yorumlar:
Yaratılış 12:3
Geçtiğimiz yıl Nisan ayında, ABD Kongresi’nde kampüsteki Filistin yanlısı protestolar tartışılırken Cumhuriyetçi Rick Allen, o dönem Columbia Üniversitesi rektörü olan Nemat Shafik'e, üniversitenin “Tanrı tarafından lanetlenmesini” isteyip istemediğini sordu. Bunun üzerine Yaratılış 12:3’ü yanlış aktararak şöyle dedi: “İsrail’i kutsayanı kutsayacağım, İsrail’i lanetleyeni lanetleyeceğim.”
Oysa ayetin doğru metni şöyledir: “Seni kutsayanları kutsayacağım, seni lanetleyenleri lanetleyeceğim; yeryüzündeki bütün halklar senin aracılığınla kutsanacak.” Buradaki “sen” Hz. İbrahim’dir, henüz doğmamış olan torunu Hz. Yakup (Hz. İsrail) değil. Scofield bile metni değiştirmemiş, yalnızca bir dipnot düşerek İsrail’i anlamın içine katmış ve “antisemitizm günahının kaçınılmaz bir yargıya yol açacağını” eklemiştir.
Müslümanlar açısından, Hıristiyan kutsal kitabının tahrif edildiğine inanılmasıyla birlikte, bu ayet kendi bağlamında ele alındığında anlamını korur. Nitekim Kur’an’da şöyle denir: “Kendini bilmezden başkası İbrahim’in dininden yüz çevirmez. Andolsun ki, biz onu dünyada seçtik, şüphesiz o, ahirette de iyilerdendir.” (Bakara 2:130).
Yaratılış 15:18–21
Siyonistlerce İsrail’in “kutsal sınırlarının” kanıtı olarak öne sürülen bu pasaj, Tanrı’nın İbrahim’in soyuna Fırat Nehri’nden “Mısır Nehri”ne kadar uzanan bir toprak vadettiğini anlatır. Scofield, buradaki “Mısır Nehri”ni Nil olarak değil, Gazze’nin güneyindeki küçük bir dere olarak yorumlamıştır.
Sonuçta modern İsrail’den söz etmeyen bir metin, milyonların yerinden edilmesine ve katledilmesine dayanak yapılmıştır. Oysa Hz. İbrahim’in gerçek mirasçıları, yani onun imanının yolundan gidenler, Siyonistler gelmeden önce zaten bu topraklarda yaşayan halkın büyük çoğunluğunu oluşturuyordu.
Hezekiel 38:1–6
Daha yakın dönemde, ABD’nin en büyük Siyonist lobi örgütü Christians United for Israel’in lideri John Hagee, İsrail’in savaşlarını desteklemek için Hezekiel 38’e atıfta bulunmuştur. Hagee, daha önceden İsrail'i “Tanrı'nın dış politikası” olarak adlandırdığı ve Amerikan Hıristiyanlarını İsrail'e askeri yardımda bulunmaları için harekete geçirdiği ile bilinir.
Hezekiel 38:1–6 “Yecüc ve Mecüc” savaşından bahseder. Ancak Hagee bunu günümüz jeopolitiğine uyarlamış; Mecüc’ü İsrail, “Roş prensi Yecüc”ü Rusya olarak yorumlamış, ayrıca İran, Türkiye, Suriye ve hatta Almanya’yı da denklemine katmıştır. Bazı Hristiyan platformları da Libya ve Habeşistan’dan söz eden 6. ayeti Kaddafi’nin düşüşüyle ilişkilendirmiştir. Ne var ki, İsrail’le yakın ilişkiler kuran bugünkü Etiyopya bu senaryolara dahil edilmemektedir.
İlginçtir ki Scofield aynı pasajı farklı yorumlamış ve Avrupalıların, Rusların Yahudilere yaptığı zulme işaret etmiştir.
Hıristiyan Siyonizm’inin Yüzü
Sonuçta ortaya çıkan tablo şudur: merhameti işgalle, kutsal metinleri şiddet araçlarıyla değiştiren bir teoloji. Bu akıma takılan Hristiyanlar, Tanrı’nın masumların öldürülmesini nasıl onaylayabileceğini sorgulamak yerine, güçlü lobi gruplarının desteğini alan ve metinleri çarpıtan liderlerin peşine gitmekte; savaşın bizzat ilahi irade olduğuna inanmaktadırlar.
Kesinlikle bu anlayış, merhamet sahibi Allah’tan değil, “Siyonizm ilahlarından” kaynaklanmaktadır. O yüzden çağrımız şudur: “Ey Hıristiyanlar ve Yahudiler! Gelin ortak bir noktada buluşalım; tek Gerçek İlah’a boyun eğelim ve başkalarının bize hükmetmesine izin vermeyelim!”
*Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve İdrakpost editöryal politikasını yansıtmayabilir.

0 Yorum