Kenyalılar protesto için sokaklara döküldü ve 2 Haziran itibarıyla iki vatandaş polis tarafından vurularak öldürüldü. Bu kez sebep ne akaryakıt zamları ne de seçim usulsüzlüğüydü; oldukça bambaşka bir meseleydi… ABD hükümeti, Ebola’ya maruz kalan Amerikalıları ülkelerine geri göndermek yerine Kenya topraklarında kurulacak bir karantina tesisine göndermeyi planlıyor!
Planlanan Tesis
Kenya’nın Nanyuki kasabası yakınlarındaki Laikipia Hava Üssü’nde kurulması öngörülen tesis, 50 karantina yatağı ve 30 kişilik Amerikan sağlık personelinden oluşacak. Beyaz Saray bu planı 27 Mayıs 2026’da duyurdu. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, tesisin 7 gün içinde faaliyete geçeceğini belirterek Washington’ın herhangi bir Ebola vakasının ABD’ye girmesine “izin vermeyeceğini” söyledi. Bu arada Kenya, ülke içindeki Ebola hazırlıklarını güçlendirmek amacıyla ABD tarafından taahhüt edilen 13,5 milyon dolarlık desteği bekliyor.
29 Mayıs’ta Kenya Yüksek Mahkemesi, anlaşmaya karşı açılan davanın sonuçlanmasına kadar tesisin kurulmasını ve yabancı hastaların kabulünü geçici olarak durdurdu. Sağlık çalışanları ve sivil toplum temsilcileri düzenlemeye karşı kararlı bir tavır sergilerken, Cumhurbaşkanı William Ruto kamuoyununa hitaben şöyle demiştir:
“Kenya halkına, Kenya hükümeti ile ABD hükümeti arasındaki anlaşmanın ülkemizin yararına olduğunu ve ortaklığımızı güçlendireceğini temin edebilirim. Biz sorumlu bir hükümetiz. Ne yaptığımızı biliyoruz. Dolayısıyla halkın gönlü rahat olsun.”
Ancak görünen o ki Kenya halkının gönlü rahat değildir; Ruto yönetiminin gerçekten ne yaptığını bilip bilmediği ise ayrı bir soru…
Ebola Tehdidini Anlamak
Ebola virüs hastalığı, insanları ve diğer primatları etkileyen zoonotik bir viral hemorajik ateştir. Tarih boyunca daha çok tropikal Sahra Altı Afrika’da salgınlar şeklinde ortaya çıkmıştır. Ölüm oranları ise virüsün türüne, tedaviye erişime ve bakım kalitesine bağlı olarak yüzde 25 ile yüzde 90 arasında seyretmiştir.
Hâlihazırda Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde aktif bir Bundibugyo Ebola salgını devam etmekte olup Uganda’ya da sıçramıştır. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 29 Mayıs itibarıyla dokuzu Uganda’da olmak üzere iki ülkede toplam 134 doğrulanmış vaka teyit edilmiş ve 18 ölüm kaydedilmiştir. Uganda ile sınır komşusu olan Kenya da yüksek riskli ülkeler arasında yer alıyor. Buna rağmen Ruto yönetiminin yurt dışından hasta kabul etmeye istekli görünmesi hayli pervasızdır.
Geçmiş salgınlara bakıldığında ABD, kendi topraklarında dört Ebola vakası kaydetmiş, yurt dışından yedi hastayı tahliye etmiş ve toplam on bir vaka arasında iki ölüm yaşamıştır. Buna mukabil, Kenya virüsün keşfedilmesinden bu yana laboratuvarda doğrulanmış tek bir Ebola vakası bile görmemiştir. Şimdi bu sicil riske atılıyor.
Kimin Hayatı Daha Değerli?
Bu anlaşmanın arkasındaki mantık, mali yardımlarla desteklenen Amerikan üstüncülüğüdür. ABD Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı Sağlık Müsteşar Yardımcısı Amiral Brian Christine, Scripps News’e verdiği röportajda şu ifadeleri kullandı: “Birincil kaygımız Ebola virüsünü Amerika Birleşik Devletleri’nden uzak tutmaktır.” Christine, bölgedeki sağlık altyapısına yapılan Amerikan yatırımlarını hatırlatarak Nanyuki’deki tesisi savundu.
Bu sözler aslında açık bir itiraftır. ABD, kendi topraklarını Ebola’dan korumayı hedeflerken Kenya topraklarını bir tampon bölge olarak kullanmakta sakınca görmemektedir. Ruto hükümetinin bu düzenlemeyi kabul etmesi ise daha vahim bir tabloyu ortaya koymaktadır: Dış yardımlara ve çıkar odaklı diplomasiye bağımlı hâle gelmiş bir yönetim anlayışı, kendi halkını koruma refleksini kaybetmiş görünmektedir.
Son aylarda Kenya, emperyal güçlerle yakın ilişkileri nedeniyle sıkça gündeme geliyor. Ülkede İsrailli vatandaşlara arazi satışından, Afrika genelinde nüfuzu gerileyen Fransa’ya yeni açılımlar sağlamaya yönelik politikalara kadar birçok adım tartışma konusu oldu. Şimdi ise yabancı bir karantina tesisine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.
Kırılması Gereken Bir Kalıp
Afrika’nın birçok bölgesi, geçmişte dış güçler ve onların yerel işbirlikçileri tarafından tıbbi deneylerin sahnesi olmuştur. Bu tarih hatırlandığında, “yabancı karantina üsleri” fikrinin normalleştirilmesi bir yana, uluslararası anlaşmaların parçası hâline getirilmesi dahi kabul edilemez görünmektedir.
Kenya halkının gösterdiği direniş, ulusal onurunu ve güvenliğini savunma çabası olarak okunmalıdır. Bir hükümetin ilk görevi vatandaşlarını korumaktır. İslamî siyaset ve hukuk düşüncesi açısından bakıldığında, devletin sorumluluğu güvenliğin her türünü sağlamaktır. Klasik literatürde zarûrât-ı hamse olarak ifade edilen canın, aklın, neslin, malın ve dinin korunması, yönetimin temel yükümlülükleri arasında kabul edilir. Toplumu sağlık, güvenlik ve istikrar açısından riske atabilecek politikalar bu sorumlulukla bağdaşmaz. Bu nedenle, yabancıların hayatlarını kendi halklarının hayatından daha değerli gören veya kendi vatandaşlarını ikincil konuma iten her türlü düzenleme, devletin en temel görevlerini ihmal ettiği yönündeki eleştirileri haklı kılmaktadır.
*Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve İdrakpost editöryal politikasını yansıtmayabilir.

0 Yorum