İsrail, Haziran 2026’da Ölü Deniz olarak bilinen Lut Gölü’nde, organizatörlerin “Ortadoğu’nun bugüne kadarki en büyük LGBT festivali” olarak tanımladığı bir etkinliğe ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. “Pride Land” (Onur Dıyarı) adı verilen bu girişim, organizatörü Aaron Cohen’e göre bir kutlamaktan ziyade Ölü Deniz’i LGBT turizmi için kalıcı bir cazibe merkezine dönüştürmeyi amaçlayan stratejik bir projedir.
İsrail’in resmî X hesabı üzerinden de tanıtılan festival, özellikle Müslümanlar ve muhafazakâr Hristiyan çevrelerden sert tepkiler aldı. Tepkilerin odağında, etkinliğin mekânsal ve tarihsel sembolizmi yer alıyor. Zira Ölü Deniz bölgesi, geleneksel olarak Hz. Lut’un kavminin helâk edildiği Sodom ve Gomora kıssasıyla ilişkilendirilir. Bu nedenle insanlar, söz konusu etkinliği dinî hafızamıza yönelik bilinçli bir meydan okuma olarak görüyorlar. Hatta bazıları bunu hâşâ “Allah ile dalga geçmek” şeklinde nitelendiriyor.
Bu açıdan bakıldığında, tarihsel olarak helak ile özdeşleşmiş bir coğrafyada böyle bir festival düzenlenmesi başlı başına bir paradoks olarak ortaya çıkıyor. Ne var ki, daha büyük bir çelişki, bu etkinliğe ev sahipliği yapan yapının, kendi şiddetli siyasal varlığını meşrulaştırırken sıkça aynı Kutsal Kitab’ına referans veriyor olmasıdır.
Elbette mesele sadece dinî ya da kültürel bir tartışmayla sınırlı değildir. İsrail’in Ölü Deniz’i bir LGBT turizm destinasyonu olarak yeniden markalaştırma çabasının güçlü bir ekonomik tarafı da vardır. Üstelik işgal devletinin, Filistinliler pahasına bölgeyi metalaştırdığını da hatırlatıyor.
Ölü Deniz: Coğrafya ve Ekonomi
Ölü Deniz, Ürdün ile işgal altındaki Filistin toprakları arasında yer alan, aşırı tuzluluk oranına sahip kapalı bir su kütlesidir. Oslo Anlaşmaları sonrasında bölgenin önemli bir kısmı “C Bölgesi” olarak sınıflandırılmış ve İsrail kontrolüne bırakılmıştır. Dünya yüzeyinin en alçak noktası olan bu alan, okyanus suyundan yaklaşık on kat daha tuzlu olmasıyla bilinmektedir. Bu da çoğu canlı türünün burada yaşamasını imkânsız kılıyor. Bu yüzden birçok dilde “Ölü Deniz” ya da “Tuz Gölü” gibi adlarla anılıyor.
Bugün bölge, hem turizm hem de madencilik açısından büyük ekonomik değer taşımaktadır. Kıyıları yoğun turist akınına uğrarken, suları potasyum ve brom gibi değerli minerallerin çıkarılmasına imkân sağlar. İsrail’in turizm verilerine göre ülkeye gelen ziyaretçilerin yaklaşık yarısı Ölü Deniz bölgesini ziyaret etmektedir. Ayrıca kuzeybatı kıyısındaki Kumran gibi arkeolojik alanlar da sürekli ziyaretçi çekmektedir.
Dünya potasyum üretiminde önemli bir yer tutan bu göl sayesinde, İsrail dünyanın altıncı, Ürdün ise yedinci büyük potasyum üreticisidir. Her iki ülke de, dünya doğal rezervlerinin büyük çoğunluğunu barındıran sınırlı sayıdaki ülke arasında yer almaktadır. Buna karşın, Filistinliler İsrail’in uyguladığı kısıtlamalar nedeniyle bu ekonomik kaynaklardan büyük ölçüde dışlanmış durumdadır.
Mineraller, Tarih ve Sömürü
Ölü Deniz’in ekonomik potansiyeli, İsrail devletinin kuruluşundan çok önce fark edilmişti. Siyonizmin babası Theodor Herzl, Altneuland adlı eserinde bölgeyi gelecekteki devletin ekonomik sürdürülebilirliği açısından merkezi bir unsur olarak tasvir etti. 20. yüzyılın başlarında Siyonist hareket, jeolojik araştırmaların desteğiyle, bölgedeki mineralleri ulusal bir kalkınma projesinin parçası hâline getirmeyi hedefledi.
Yerel Filistinli topluluklar yüzyıllar boyunca kıyılarda küçük ölçekli tuz üretimi yaparken, endüstriyel ölçekte işletme faaliyetleri İngiliz Mandası döneminde başladı. 1930 yılında, Yahudi olan Moshe Novomeysky liderliğindeki Palestine Potash Limited şirketine imtiyaz verilmesiyle birlikte bölge hızla sanayileşti. İkinci Dünya Savaşı sırasında Ölü Deniz’den elde edilen potasyum, Britanya İmparatorluğu’nun ihtiyaçlarının önemli bir bölümünü karşılıyordu.
1948’deki savaş ve sonrasındaki siyasi dönüşümler, bu kaynakların kontrolünü köklü şekilde değiştirdi. Şirket ikiye ayrıldı. İsrail tarafındaki tesisler zamanla ülkenin kimya endüstrisine entegre edilirken, Ürdün de kendi madencilik altyapısını geliştirdi.
Filistinlilere ne kaldı?
Bugün Ölü Deniz kaynakları, Ürdün ve İsrail için milyarlarca dolarlık gelir üretmeye devam ediyor. Ancak Filistinliler için durum pek parlak değildir. İsrail yerleşimleri kıyı şeridinin büyük bölümünü kontrol ederken, Filistinlilerin turizm, tarım ve sanayi faaliyetleri ciddi kısıtlamalara tabidir.
Batı Şeria’daki tek Filistinli sanayi girişimi olan West Bank Salt Company, İsrail tesislerinin hemen yanında, kapalı askerî bölge içinde ve sıkı denetimler altında faaliyet gösterebilmektedir. Bu durum, Ölü Deniz kaynaklarına erişimdeki eşitsizliği açık biçimde ortaya koymaktadır.
Bu çerçevede, söz konusu LGBT festivali, toprak, kaynak ve anlatı üzerindeki kontrol mücadelesinin bir uzantısıdır. Yani, Ölü Deniz bölgesinin ticarileştirilmesi aynı zamanda toprak, kaynaklar ve anlatı üzerinde kontrolle ilgilidir.
*Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve İdrakpost editöryal politikasını yansıtmayabilir.
0 Yorum