Hizbullah’ın silahsızlandırılması meselesi, Lübnan’daki en karmaşık konulardan biridir. Zira bu mesele sadece güvenlik ya da siyaset boyutuyla değil, aynı zamanda mezhepsel dengeler ve bölgesel güç hesaplarıyla da doğrudan ilgilidir. 1989 Taif Anlaşması’yla sona eren iç savaştan bu yana Hizbullah’ın silahları “İsrail’e karşı direniş” gerekçesiyle devlet otoritesinin dışında tutuldu. Ancak günümüzde hem ekonomik kriz hem de bölgesel gelişmeler bu dosyayı yeniden Lübnan’ın gündemine taşıdı.
Lübnan, Hizbullah’ı tamamen silahsızlandırabilir mi?
Fiili olarak bakıldığında, Lübnan devletinin Hizbullah’ı tamamen silahsızlandırma kapasitesi oldukça sınırlı. Çünkü Hizbullah yalnızca bir silahlı örgüt değil; kendi lojistik ve ekonomik kaynaklarına sahip, geniş bir toplumsal tabanı olan güçlü bir askeri-yapıdır. Devletin zayıflığı, kurumların çöküşü ve ulusal birliğin eksikliği göz önüne alındığında, tek taraflı bir girişim büyük bir riski de beraberinde getirebilir ve ülkeyi daha fazla parçalayabilir.
İsrail istihbaratının “kısmi yardım” söylemi, süreçte ne kadar etkili olabilir?
Son dönemde, İsrail’in dolaylı yollardan bazı iç aktörlere ya da uluslararası taraflara Hizbullah’ın silah depoları ve askeri noktalarıyla ilgili istihbarat sağladığına dair bilgiler ortaya çıktı. Bu bilgiler teknik açıdan doğru ve faydalı olsa da siyasi ve stratejik düzeyde etkileri sınırlıdır. Zira bu tür “kısmi yardımlar”, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına dair kapsamlı bir ulusal ya da bölgesel mutabakatın parçası olmadığı sürece, kalıcı bir sonuç doğurması beklenemez.
Dahası, bu tür destekler iç siyasette geri tepebilir. Eğer bu bilgiler, silahsızlandırma çağrısı yapan taraflara karşı bir “ihanet” ya da “dış güçlerle iş birliği” ithamı olarak kullanılırsa, bu durum Hizbullah’ın “İsrail’e karşı direniş” söylemini daha da güçlendirir. Böylece parti, silahlarını meşrulaştırmak için yeni bir argüman kazanmış olur: “Ülkeyi dış tehditlerden koruma görevi”.
Dolayısıyla, İsrail’in bu tür istihbarat yardımları, Lübnan’ın egemenliğini, iç barışını ve bölgesel dengeleri göz önünde bulunduran bütünlüklü bir siyasi yaklaşımın parçası olmadıkça, Hizbullah üzerinde gerçek bir baskı aracı olmaktan ziyade, hareketin elini güçlendiren bir propaganda unsuru haline gelebilir.
Hizbullah kapsamlı bir ulusal uzlaşı içinde silahsızlanmayı kabul eder mi?
Tecrübeler gösteriyor ki Hizbullah yalnızca kapsamlı bir ulusal mutabakat çerçevesinde silahsızlanmayı ya da en azından silahlı gücünün bir kısmını devlet otoritesine devretmeyi kabul edebilir. Bu uzlaşma, yalnızca Lübnan içindeki aktörleri değil, İran, Suriye ve İsrail gibi bölgesel oyuncuların dengelerini de içeren bir “büyük anlaşma”yı gerektirir. Hizbullah, böyle bir uzlaşı içinde siyasi olarak devlet içinde güçlü bir şekilde temsil edilmek isteyecektir.
Lübnan’daki siyasi güçler arasında bu konuda bir mutabakat var mı?
Gerçek şu ki, Lübnan’da Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunda net bir ulusal mutabakat yoktur. Bazı siyasi gruplar Hizbullah’ı İsrail karşısında bir “koruyucu güç” olarak görürken, diğerleri bu silahların devletin egemenliğini tehdit ettiğini ve Lübnan’ın Arap ve uluslararası toplumla olan ilişkilerine zarar verdiğini savunmaktadır. Bu derin ayrışma, ülkedeki mezhepsel yapıdan ve zayıf siyasi sistemden kaynaklanmakta, silah meselesini ilkesel bir tartışma yerine siyasi pazarlık konusu haline getirmektedir.
Hizbullah’ın silahsızlandırılmasının Lübnan ve bölge üzerindeki etkileri neler olur?
Eğer Hizbullah gerçekten silahsızlandırılırsa, bu gelişme Lübnan içindeki güç dengelerini köklü biçimde değiştirir ve Orta Doğu’daki güvenlik mimarisinde ciddi bir kırılma yaratır. Bu durum İran’ın Şam-Beyrut hattındaki etkisini azaltırken, İsrail’in sınır güvenliği açısından rahatlamasına neden olabilir. Ancak Lübnan’ın güvenlik boşluğuna düşmesi de ihtimal dahilindedir. Bu nedenle silahsızlandırma ancak güçlü devlet kurumlarıyla ve bölgesel bir dengeyle birlikte gerçekleşebilir.
Son olarak, tüm bu karmaşık tablo ışığında, Hizbullah’ın silahsızlandırılması bugünkü şartlarda ertelenmiş bir proje gibi durmaktadır. Bu mesele ne zorla çözülebilir ne de tek taraflı adımlarla yönetilebilir. Asıl mesele şudur: Lübnan halkı, herkesi içine alan, adil ve güçlü bir devlet inşa edebilecek midir? Yoksa bu silah meselesi, belirsiz bir geleceğe kadar Lübnan siyasetinin karanlık bir gölgesi olarak kalmaya devam mı edecek?
*Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve İdrakpost editöryal politikasını yansıtmayabilir.

0 Yorum