editorbet giriş Deneme Bonusu veren siteler editorbet giriş

Petrolün Laneti: Venezuela’ya Çöken Emperyal Akıl

Bir ülkeye bakarken yalnızca bugüne değil, o ülkenin başına neden bunların geldiğine de bakmak gerekir. Venezuela bugün Trump’ın hukuksuz biçimde Nicolás Maduro’yu esir almasıyla gündemde. Ancak bu yaşananlar bir “anlık kriz” değil; yüzyıllardır yazılan bir senaryonun yeni perdesidir.

Venezuela, Güney Amerika’nın kuzeyinde; yeraltı zenginliğiyle, özellikle petrolüyle emperyalist iştahları kabartan bir ülkedir. İşte bütün mesele de tam olarak burada başlar. Çünkü bu dünyada bir ülke ne kadar zenginse, o kadar hedef hâline gelir.

Bağımsızlıkla Başlayan Kavga Hiç Bitmedi

Venezuela, 1811’de İspanya’ya karşı bağımsızlığını ilan eden ilk kolonilerden biri oldu. Simón Bolívar önderliğinde verilen mücadele, yalnızca bir ulusun değil, bir onurun mücadelesiydi. 1830’da tam bağımsız bir devlet kuruldu ama sömürgecilik yalnızca şekil değiştirdi; gitmedi.

Topraklar özgürleşti ama zihinler ve kaynaklar hâlâ dış müdahaleye açıktı.

Petrol Geldi, Adalet Gitmedi

Yüzyılın sonuna gelindiğinde Venezuela, dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birine sahipti. Ancak bu zenginlik halka değil, küçük bir elit kesime akıyordu. İşte Hugo Chávez bu eşitsizliğe itiraz ederek iktidara geldi.

“Bolivarcı Devrim” ile devletçi politikalar benimsendi, halk ilk kez petrolün kokusunu aldı. Sağlık, eğitim ve sosyal yardımlar genişletildi. Ancak sistemin bütün vidalarını devlete bağlamak, uzun vadede başka sorunları beraberinde getirdi. Chávez öldü, geriye ağır bir miras kaldı.

Maduro ve Çökertilen Bir Ülke

Nicolás Maduro, bu mirası devraldı ama ekonomik kuşatmayı aşamadı. Hiperenflasyon, ambargolar, iç karışıklıklar ve dış baskılar Venezuela’yı nefessiz bıraktı. Ve sonra sahneye ABD çıktı.

Ocak 2026’da yaşananlar bir “hukuk operasyonu” değil, açık bir güç gaspıdır. Trump’ın operasyonu sosyal medyada adeta bir kovboy edasıyla duyurması, ABD’nin meseleye nasıl baktığını açıkça gösterdi:

Hukuk değil, güç konuştu.

Uyuşturucu Bahaneli İşgal Modeli

ABD’nin klasik yöntemi bir kez daha devredeydi:

Önce “uyuşturucu”, sonra “insan hakları”, ardından “demokrasi”.

Maduro’ya yöneltilen “narko-terörizm” suçlamaları, daha önce Panama’da Noriega’ya, Irak’ta Saddam’a, Libya’da Kaddafi’ye yöneltilen suçlamalardan farksızdır. Senaryo aynı, oyuncular farklıdır.

Reuters’ın bile “operasyonun mutabakatla yapıldığı” ifadesi, içeriden destek olmadan böyle bir hamlenin mümkün olmadığını açıkça göstermektedir.

ABD, içeriden devşirme yapmadan hiçbir ülkede lider alamaz. Bunu Somali’de denediler, 1993’te Delta Force helikopterleri düşürüldü, askerleri öldü. Venezuela gibi askeri ve siyasi yapısı güçlü bir ülkede bu operasyon, ancak iç ihanetle mümkündür.

Sudan, Libya, Irak, Afganistan…

Hepsinde aynı yöntem uygulandı.

BM: Mazlumların Değil Güçlülerin Kulübü

Birleşmiş Milletler’in sessizliği tesadüf değildir. Çünkü BM, adalet üretmez; güç dengelerini korur. NATO da aynı şekilde emperyal çıkarların askeri aparatıdır. Bugün Venezuela, dün Irak; yarın İran…

Bu zincir böyle devam edecektir.

Petrol, İran ve Büyük Hesap

Maduro operasyonu ile İran’daki gösterilerin aynı döneme denk gelmesi tesadüf değildir. ABD ve İsrail, İran’a yönelik yeni bir saldırının altyapısını hazırlamaktadır. Dünya petrol arzının kesintiye uğramaması için Venezuela petrolünü garanti altına alma çabası açıktır.

Petrol akarsa savaş olur, petrol durursa kriz çıkar.

ABD, kriz istemez; kontrol ister.

Çıkış Yolu Var mı?

Evet, var.

Ama bu yol ne altın biriktirmekten geçer ne de BM kapılarında adalet aramaktan.

Ülkeler, hak ve adalet eksenli yeni bir birlik kurmak zorundadır. Kaynaklarını halkına dağıtmalı, ihanet şebekelerini erkenden temizlemeli ve emperyalizmin “bahanelerine” fırsat vermemelidir.

Aksi hâlde dün Filistin, bugün Venezuela, yarın başka bir ülke…

Ve sıra bir gün mutlaka bize de gelir.


*Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve İdrakpost editöryal politikasını yansıtmayabilir.