Nisan ayında İngiliz Parlamentosu, genç nüfus için sigara satın alımını yasaklamayı öngören "Tütün ve Elektronik Sigara Tasarısı"nı kabul etti. 2022'de İsviçre'nin benimsediği benzer bir modeli esas alan bu adım, Kral III. Charles'ın onayıyla yürürlüğe girecek. Sigaranın Birleşik Krallık'ta yılda yaklaşık 100 bin kişinin ölümüne yol açtığı düşünüldüğünde, söz konusu düzenlemenin önemi kendiliğinden belli ediyor.
Ne var ki tütün bağımlılığı sadece İngiltere’ye mahsus değildir. Atlantik'in öte yakasında ise rakamlar çok daha sarsıcıdır. ABD’de her gün yaklaşık 2.500 çocuk ilk kez sigara deniyor; bunların 400’e yakınının düzenli içici hâline gelmesi bekleniyor. Tütün şirketleri ise pazarlama faaliyetleri için günde 22 milyon dolar harcamaktadır. Buna bağlı olarak sigara, yılda yaklaşık yarım milyon Amerikalının hayatına mal oluyor. Buna rağmen, sorunun kökünü hedef alan radikal politikaların hâlâ sınırlı kalması dikkat çekiyor. HIV/AIDS, uyuşturucu, alkol, trafik kazaları ve ateşli silahların birlikte neden olduğu ölüm sayısını tek başına geride bırakan bir tehdidin bu denli görmezden gelinmesi, düşündürücü olmaktan öte bir çelişkidir.
Bağımlılık sadece Batı sorunu mudur?
Bu manzara karşısında, bağımlılık krizini Batı’nın sınırsız özgürlük anlayışının bir sonucu olarak görmek yanıltıcıdır. Avrupa’dan ayrılıp Asya’ya yöneldiğimizde de farklı bir tabloyla karşılaşmıyoruz. Yemen bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Yetişkin erkeklerin yüzde 80’i, yetişkin kadınların ise yüzde 50’si yerel bir uyarıcı olan Yemen Otu olarak da bilinen Kat'ı tüketiyor. Dahası, söz konusu bitkinin tarımı Yemen’de o kadar yaygındır ki ülkenin tarımsal su kaynaklarının yaklaşık yüzde 40’ını tüketmektedir. Öte yandan, World Population Review verilerine göre ne Yemen ne de ABD küresel sigara kullanım oranlarında ilk sıralarda yer almaktadır. Listeyi sırasıyla Kuzey Makedonya, Doğu Timor ve Lübnan oluşturuyor.
Günümüz dünyasında bağımlılık sorunu elbette sadece sigarayla sınırlı değil. Alkol, kafein, opioidler, amfetaminler, kodein ve tramadol gibi maddeler de milyonlarca insanın hayatını etkiliyor. Birçok Müslüman toplumda alkol tüketimi dinî yasaklar nedeniyle nispeten düşük seyretse de, reçeteli ilaç bağımlılığı ve sentetik uyuşturucu kullanımı ciddi bir sorun olmaya devam ediyor. Bu noktada şu soru kaçınılmaz hâle geliyor: Dünya genelindeki hükümetler gerçekten bu tehdidi ciddiye alıyor mu? Eğer öyleyse, neden her yıl yüz binlerce insanın ölümüne yol açan bağımlılık türlerine karşı daha kararlı politikalar geliştirilmiyor?
Tütün kullanımının sağlık üzerindeki yıkıcı etkileri artık tartışma götürmez. 1950'lerden bu yana birikmekte olan ampirik bulgular, sigara ile akciğer kanseri arasındaki nedensellik bağını bilimsel olarak kesinleştirmiştir. Sigara, tüm kanser vakalarının yüzde 27’sinden sorumlu tutuluyor. Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı'nın (KOAH) büyük kısmı da sigarayla bağlantılı. Bunun yanında kısırlık, dış gebelik, doğum komplikasyonları, erektil disfonksiyon, diş ve diş eti hastalıkları ile kemik yoğunluğunun azalması gibi pek çok sağlık sorunu da sigaranın yol açtığı sonuçlar arasında yer alıyor.
Bütün bu gerçeklere rağmen dünya, sigarayı öncelikli bir sorun olarak görmemekte. Sözgelimi, Birleşmiş Milletler’in sözde Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi 3 çerçevesinde sağlıklı yaşamı teşvik etmesine rağmen tütünün yarattığı tahribata büyük ölçüde seyirci kalmaktadır. Avrupa Birliği'nin 2040 yılına kadar tütünsüz bir nesil yetiştirme hedefi ise bu çelişkinin gölgesinde pek de inandırıcı gelmiyor.
İslam ne diyor?
Modern dünyanın bu ikiyüzlü tutumunun karşısında İslam'ın duruşu son derece açık ve tutarlıdır. Makāsıdu'ş-Şerîa'nın beş temel gayesinden biri olan hıfzu'n-nefs, yani hayatın korunması ilkesi, yaşayan her ruhun zararlardan korunmasını dinin zorunlu bir gereği olarak tesis etmektedir. Bu ilke o denli köklüdür ki, dini yükümlülükler insan hayatını tehdit eden bir boyut kazandığında söz konusu yükümlülükler uygulanmak yerine askıya alınır. Nitekim İslam'ın beş şartından biri olan oruç ibadeti, hasta bireyler, hamile ve emziren kadınlar ile zayıf düşmüş yaşlılar için bu gerekçeyle muafiyet kapsamına alınmıştır. Hayatı koruma ilkesi, ibadet yükümlülüklerinin önüne geçebiliyorsa, sigaranın yarattığı tahribatı düzenlemenin dinî gereklilik açısından hiçbir tartışmalı yanı bulunmamaktadır.
Kur’an-ı Kerim’de de bu ilke açık bir şekilde ifade edilir: “…Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın…” (Bakara, 2:195)
İngiliz Parlamentosu’nun attığı bu adım, bu açıdan önemli ve takdire şayandır. Ancak uluslararası ölçekte gerçek bir dönüşüm için daha kapsamlı politikalar gereklidir. Tütün ürünlerinin erişilebilirliğinin azaltılması, vergilerin artırılması, satış ve reklam faaliyetlerinin daha sıkı denetlenmesi ve kamusal alanlarda kullanımın caydırıcı yaptırımlarla sınırlandırılması bunlardan bazılarıdır.
Bu adımlar, gelişmiş bir çağın nesli için asgari bir sorumluluktur. Ve eğer bu alanda en acil mesuliyeti olan kesim belirlenecekse, bunlar sağlık altyapılarının kırılgan olduğu ülkelerimizdir. Üstelik Müslüman olarak ekstradan bir vazifemiz var. Zira dinimiz insan hayatını korumasız bırakmayı kabul etmiyor!
*Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve İdrakpost editöryal politikasını yansıtmayabilir.

0 Yorum