Nisan ayında Türkiye derin bir sarsıntıya sahne oldu. 14 Nisan 2026 Salı günü, Şanlıurfa’da bir lise öğrencisi eski okulunun koridorlarında rastgele ateş açtı. Saldırının ardından intihar eden öğrenci, geride 16 yaralı bıraktı. Olayın şoku henüz dinmemişken 15 Nisan Çarşamba günü Kahramanmaraş’ta bu kez 14 yaşındaki bir çocuk, sekiz öğrenci ve bir öğretmeni öldürdü. Türkiye gibi bir ülkede böylesine alışılmadık bu görüntüler, ülke genelinde çeşitli tepkilere yol açtı.
En önemlisi bu olay, dijital kayıp olarak adlandırılabilecek durumu nasıl hafifletebileceğimiz sorusuna dikkatimizi çekti. Her paydaşın, modern dünyanın dönüştüğü hiper-dijital ve siber-sosyal dünyada çocukların saflığını ve masumiyetini nasıl koruyabileceği sorusunu gündeme getirdi.
Siber Kültürü Sorunu
Olay sonrası yürütülen adli incelemeler, özellikle 15 Nisan’daki saldırganın dijital dünyasıyla ilgili çarpıcı veriler ortaya koydu. Saldırganın sosyal medya hesaplarında, 2014 yılında Kaliforniya’da altı kişiyi öldüren Elliot Rodger’ı yücelten içerikler paylaştığı tespit edildi. Dahası, “yakın zamanda bir saldırı gerçekleştireceğine” dair imalarda bulunduğu ve boş zamanlarının önemli bir kısmını savaş temalı oyunlarla geçirdiği belirlendi. Bütün bu işaretler, ancak felaket gerçekleştikten sonra anlam kazandı.
Bugün büyük kolaylıklar çağında yaşıyoruz. Yapay zekâ, nesnelerin interneti, sınırsız erişim… Hayat birçok açıdan hızlandı ve kolaylaştı. Ancak bu kolaylıkların gölgesinde yeni kırılmalar ortaya çıkıyor. İnanç artık sınanıyor, kültür sorgulanıyor, ahlak değersizleşiyor. Yabancılar yakınlaşırken aileler uzaklaşıyor. Artık bir takıntı var. Beyin göçü yaşanıyor. Ve evet; bilgi, yanlış bilgi, dezenformasyon ve kötü niyetli bilgi biçimlerini alarak sorunlu hale geldi.
Bu dönüşümün en savunmasız tarafı ise çocuklar. Çünkü yetişkinler bile bilgiyi filtrelemekte zorlanırken dünyayı henüz tam anlamıyla kavrayamayan çocuklar, filtreleme yetenekleri gelişmeden böylesine sınırsız bir yaşama maruz kalıyor.
Bugün ortalama bir evde televizyon, internet ve akıllı telefonlar üzerinden akan içerik neredeyse denetimsiz. Yaş sınırlamaları teoride var fakat pratikte çoğu zaman uygulanmıyor. Birçok ebeveyn, çocuklarının ne izlediğini, kimleri takip ettiğini ya da hangi dijital topluluklara dahil olduğunu bilmiyor. Daha da çarpıcı olan, bazı çocuklar sosyal medyada binlerce takipçiye ulaşıp yetişkinlere dahi “rol model” haline geliyor. Kimliğini henüz inşa edememiş birinin başkalarına kimlik sunması, çağımızın en büyük ironilerinden biri.
Siber Yaşamlarımızı Yeniden Düşünmek
Modern teknolojilerin bize çok yönlü faydalar ve ayrıcalıklar sunduğunu inkâr etmemekle birlikte, çeşitli değerlendirmeler bunların iki ucu keskin kılıçlar olduğunu göstermiştir. Önemli olumlu etkiler yaratabildikleri gibi, ciddi olumsuz sonuçlara da yol açabilmektedirler. Tipik bir örnek, bugün dünyada ilkokul ve lise öğrencilerinin yapay zekayı derslerinde kullanmasının uygunluğu hakkındaki tartışmadır. Bazı görüşler bunun öğrencilere oldukça fayda sağlayabileceğini öne sürerken birçok eleştirmen bunun sadece eleştirel düşünme becerilerini yok etmekle kalmayıp yenilikçi ruhu da bastırdığını savunmaktadır. Bu durum, sosyal etkileşimler için akıllı telefon ve bilgisayar kullanımında da aynıdır.
Sonuç
15 Nisan’daki trajedi, bu ince çizginin nasıl ölümcül sonuçlar doğurabileceğini açık biçimde ortaya koydu. Olayların ardından yaklaşık 150 kişinin gözaltına alınması ve suçla bağlantılı binden fazla sosyal medya hesabı ve grubunun kapatılması elbette önemlidir. Ancak bunlar, meselenin yüzeysel boyutudur. Asıl soru, bu noktaya nasıl gelindiğidir.
Lokman Hekim, çocuğunun toplumdaki davranışlarını yönlendirebileceğine ve koruyabileceğine inandığı önemli ahlaki ilkelerden oluşan bir liste ortaya koymuştur. Bu ilkeler maneviyat, hesap verebilirlik, sosyal sorumluluk ve tevazuyu kapsıyor. Bugünün dijital karmaşası içinde bu ilkeler, belki de her zamankinden daha fazla anlam taşıyor. Bugünün hiperdijital dünyasında belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, yeniden sınırlar çizebilmektir. Çocukların dijital altyapıya maruziyeti filtresiz bırakıldığında bunun acı verici toplumsal sonuçları olacağı artık daha açık görülüyor.
*Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve İdrakpost editöryal politikasını yansıtmayabilir.
0 Yorum