editorbet giriş Deneme Bonusu veren siteler editorbet giriş

Yapay Zekâ Gerçekten Bizi Aptallaştırıyor mu?

Yapay Zekâ Gerçekten Bizi Aptallaştırıyor mu?

Son zamanlarda internette ilginç bir tartışma patlak verdi: Bir goril, silahsız 100 sağlıklı erkeğe karşı bir dövüşte galip gelebilir mi? Tartışma kısa sürede konu üzerinde düşünenleri iki cepheye ayırdı ve işin içine sayısız matematik modeli, fizik teorisi girdi. Hatta bazı ünlüler ve Britannica Ansiklopedisi sayfası bile bu tartışmaya dahil oldu.

Ancak beni en çok düşündüren argüman şuydu: “Belki de bundan birkaç yüzyıl önce, 100 erkek bir gorili alt edebilirdi; ama günümüzün 100 erkeği bunu başaramayabilir.” Bu düşünce, sanayileşme ve modern konforların fiziksel gücümüzü aşındırdığı fikrine dayanıyor. Belki kaybettiğimiz sadece fiziksel güç değil. Hafızamız, doğayla kurduğumuz o derin duygusal bağ, yaratıcılığımız ve zanaatkâr ruhumuz da bu yeni çağda körelmiş olabilir. Dahası, insanlığı diğer türlerden ayıran ve medeniyet inşa etmemizi sağlayan en önemli yetimiz de tehdit altında: eleştirel düşünme.

Yapay Zekâ Üzerine Yapılan Bazı Araştırmalar

Yakın zamanda ABD’nin Massachusetts eyaletinde olan MIT’de yapılan bir araştırma, bu kaygının pek de temelsiz olmadığını gösterdi. Araştırmacılar, ChatGPT gibi büyük dil modellerini (LLM) yazı yazmak için kullanan kişilerin, “bilişsel borç” dedikleri bir duruma sürüklendiğini ve öğrenme becerilerinin zayıfladığını ortaya koydu. Dört ay süren deneyde, katılımcılar üç gruba ayrıldı: Birinci grup LLM kullandı, diğeri klasik internet aramalarına güvendi, üçüncü grup ise tamamen dijital araçlardan uzak durdu.

Üç grubun beyin aktiviteleri izlendi, yazılı üretimleri analiz edildi ve sonuç şuydu: yapay zekâ kullananlar, diğerlerine göre son derecede daha düşük bir bilişsel katılım sergiledi. Öyle ki bu gruptaki kimse, yazdıklarından bir cümleyi dahi doğru şekilde hatırlayıp alıntılayamadı.

Elbette bu bulguları felaket tellallığına malzeme etmeden önce dikkatli olmak gerek. Bazı eleştirmenler, çalışmanın metodolojisini sorguluyor; yaratıcılığın kâğıt kalemle sınırlanamayacağını savunuyor. Yine de yapay zekanın düşünme alışkanlıklarımızı baştan aşağı değiştirdiği gerçeğini kim inkâr edebilir? Akademide bu konuda büyüyen bir endişe var.

Geçtiğimiz on yıl “Google amcaya soralım” çağını doğurdu. Yine de farklı fikirleri yan yana koymak, karşılaştırmak için fena bir araç değildi. Ancak LLM’ler böyle çalışmıyor. Söz gelimi, X platformunda ciddi meseleler bile “@Grok, sen ne düşünüyorsun?” kolaycılığına teslim edildi. Sınıflarda ya da arkadaş sohbetlerinde “ChatGPT’ye soralım” cümlesi havada uçuşuyor.

Yapay zekâ, bilgi toplamayı ve hataları düzeltmeyi kolaylaştırıyor, bunu kimse reddetmez. Fakat AI aynı zamanda aşırı dostane, onaylayıcı ve tek tip bir anlatı sunarak bizi fark etmeden manipüle de edebilir. Daha da tehlikelisi, düşünce çeşitliliğini boğan tekdüze bir akla sürükleme noktasında ciddi bir potansiyele sahiptir.

Web 2.0 kuşağı, aynı kültürel kökten gelseler bile Z kuşağı ile X kuşağı arasında büyük uçurumlar açtı. Aynı kültürden gelse bile değerler, sağlık alışkanlıkları ve çalışma tarzlarındaki farklılıklar artık onları birbirinden ayırıyor. Bugün, Silikon Vadisi’nin LLM’leri sayesinde düşünmeyi bile dış kaynaklara devretmeye hazır bir nesil yetiştiriyoruz.

Geldiğimiz noktada zaten algoritmalar alışveriş kararlarımızı elimizden aldı; seyahatlerimizi, ilişkilerimizi şekillendirdi. Şimdi ise yapay zekâ modelleri düşünce biçimimizi devralmak üzere. Dün robotların işimizi elimizden almasından korkuyorduk bugünse zihinlerimizi teslim almalarından kaygılanıyoruz.

Özellikle öğrenciler bu araçlara erken yaşta başvurmaya başladığında, eleştirel düşünme ve problem çözme becerilerinin körelmesiyle yaygın bir “aptallaşma”dan söz eden uzmanlar hiç de az değil. Al Jazeera’da çıkan bir yazıda, pek çok psikoloğun yapay zekanın insan zihni üzerindeki etkisine dair ciddi endişeler taşıdığı ve bunun “bilişsel tembelliği” körüklediği dile getiriliyordu.

Peki fiziksel gücümüzü zamanla nasıl kaybettiysek, yarın bir gün eleştirel düşünme yetimizi de kaybedersek ne olacak? Hayat yeterince hızlı ve konforlu olduğu sürece kimin umurunda mı diyeceğiz? Yoksa bazıları gibi “belki de yaratıcılık AI sayesinde evrim geçiriyor” diyerek mi avunacağız?

Yapay Zekaya Müslümanca Bakış

Bir Müslümanın etik perspektifinden hem de sosyal bilimci bakışıyla, yapay zekaya aşırı bağımlılığın bizi benlik duygumuzun eşiğinden aşağı yuvarladığını düşünüyorum. Kendi düşüncelerimiz anlamını yitirdiğinde veya mutlaka bir makineye onaylatmak zorunda hissettiğimizde, en temel insani kabiliyetimizi kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırız. Oysa akıl, insanı diğer varlıklardan ayıran ve korunması emredilen bir emanettir. Nitekim zihni korumak, İslam hukukunda temel amaçlardan (makâsıd) biridir. Şimdi ise makineler bu alana girmeye başladı.

Sosyal bilimler açısından bakıldığında, yapay zekâ destekli düşük biliş düzeyinde bir dünya; kolay yönetilen, yüzeysel ve amaçsız, adeta zombi bir dünyadır.

Sonuç ve Çözüm

Mamafih, gerçek şu ki yapay zekâ artık hayatımızın bir gerçeği. Bunun bizim neslimizi daha şanslı mı yoksa daha şanssız mı yaptığı ise henüz belli değil. Şimdi büyük sorumluluk eğitimcilere, ailelere ve politika yapıcılara düşüyor. Öğrencilerin, yapay zekadan yardım alsalar bile yazdıklarını, sunduklarını savunabilecekleri öğrenme ortamları kurmalıyız. AI’nın sunduğu kolaylıkların ardındaki sorunlarını fark etmeyi ve aşmayı öğretmeliyiz. Ve en önemlisi, yapay zekanın insan zihni üzerindeki etkilerine dair sürdürülebilir, politika odaklı araştırmalara acilen ihtiyaç var.


*Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve İdrakpost editöryal politikasını yansıtmayabilir.